Bazı haberler vardır; sadece bir asayiş olayı olarak okunup geçilemez. Gaziantep’te yaşanan ve bir babanın oğlunu öldürmesiyle sonuçlanan olay da bunlardan biri.
İddiaya göre baba ile oğul arasında başlayan tartışma kısa sürede büyüdü ve geri dönüşü olmayan bir noktaya ulaştı. Sonuçta bir aile dağıldı, bir insan hayatını kaybetti ve geriye derin bir acı kaldı.
Bu tür olayların ardından genellikle ilk olarak “Neden yaşandı?” sorusu sorulur. Ancak asıl üzerinde durulması gereken konu, toplum olarak öfke kontrolü, aile içi iletişim ve şiddetle mücadele konusunda ne kadar yol alabildiğimizdir.
Aile, insanların kendilerini en güvende hissetmeleri gereken yerdir. Ne var ki son yıllarda aile içinde yaşanan şiddet olayları, bu güven duygusunu derinden sarsıyor. Tartışmaların konuşarak çözülemediği, öfkenin sağduyunun önüne geçtiği her durumda sonuç daha ağır hale geliyor.
Birkaç dakikalık öfke, yıllarca sürecek pişmanlıkların kapısını açabiliyor. Hayatını kaybeden kişi geri gelmiyor, geride kalanlar ise bu acıyla yaşamaya mahkûm oluyor.
Elbette olayın tüm yönleri yargı sürecinde ortaya çıkacaktır. Ancak bugün konuşmamız gereken yalnızca bir cinayet dosyası değil. Konuşmamız gereken şey, insanların neden bu kadar kolay öfkelenebildiği, neden sorunların konuşularak çözülemediği ve neden şiddetin hâlâ bir çıkış yolu gibi görülebildiğidir.
Gaziantep’te yaşanan bu olay, bir kez daha gösterdi ki öfkenin kazananı yok. Bir tartışmanın sonunda kaybeden sadece bir kişi değil; bir aile, bir gelecek ve bir ömür oluyor.
Bazen bir an susmak, bir adım geri çekilmek ve öfkenin geçmesini beklemek hayat kurtarabilir. Çünkü söylenen sözler unutulabilir, kırılan kalpler zamanla onarılabilir. Ancak kaybedilen bir canı geri getirmek mümkün değildir.

YORUMLAR