Bir haber daha… Bir anne daha evlatsız… Bir park daha kanlı… Ve biz artık bu ölüm haberlerini okumaktan, duymaktan, ekranlarda izlemekten yorulduk. Büyükçekmece’de yaşanan olay yalnızca bir “adli vaka” değil. Bu, toplumun tam ortasında büyüyen bir çöküşün acı fotoğrafı. Henüz 16 yaşındaki bir çocuk, yaşıtı tarafından tam 17 bıçak darbesiyle öldürülüyor. Daha çocuk yaşta olması gereken gençler artık öfkeyle, şiddetle ve nefretle büyüyor. Oyuncak tutması gereken eller bıçak taşıyor. Peki biz neyi kaybettik? Eskiden mahallelerde top oynayan çocuklar vardı. Şimdi sokaklarda birbirine saldıran çocuklar var. Eskiden gençlerin cebinde hayaller olurdu, şimdi öfke var. Sosyal medya kavgaları, dizilerde normalleştirilen şiddet, sevgisiz büyüyen nesiller, ilgisiz aileler, kaybolan değerler… Hepsi birleşince ortaya korkutucu bir tablo çıkıyor. Daha 15-16 yaşındaki çocukların cinayetle, bıçakla, ölümle anılması normal olabilir mi? Bir parkta gençler neden birbirini öldürecek kadar öfkeli hale geliyor? Bu çocuklar bu karanlığı nereden öğreniyor? Her olaydan sonra aynı cümleler kuruluyor: “İnceleme başlatıldı…” “Şüpheliler yakalandı…” “Adli süreç sürüyor…” Ama mesele sadece polisiye değil ki… Mesele artık toplumsal. Çünkü biz gençliği kaybediyoruz. Okullarda çocukların psikolojisi ne durumda? Aileler çocuklarını gerçekten tanıyor mu? Saatlerce telefon ekranına bakarak büyüyen, şiddeti normal gören, empati kuramayan bir nesil oluşuyor olabilir mi? Bunları konuşmadan sadece olay sonrası tutuklama haberleriyle vicdan rahatlatamayız. Her gün yeni bir ölüm haberi geliyor. Bir gün okul çıkışı… Bir gün parkta… Bir gün trafikte… Bir gün sırf “yan baktın” kavgasında… Bu böyle devam edemez. Çünkü toprağa verdiğimiz artık sadece insanlar değil; geleceğimiz. Bugün 16 yaşında bir çocuk mezara giriyorsa, burada herkesin dönüp kendine bakması gerekiyor. Ailenin de, eğitim sisteminin de, sosyal medyanın da, toplumun da… Artık şu soruyu yüksek sesle sormanın zamanı geldi: Biz çocuklarımızı neden yaşatamıyoruz? Öfkenin bu kadar büyüdüğü, şiddetin bu kadar sıradanlaştığı bir toplumda sessiz kalmak da başka bir tehlike haline geliyor. Çünkü alışıyoruz. En korkuncu da bu. Bir çocuğun ölüm haberi “sıradan” olmamalı. Olmamalı ki insanlığımız ölmesin.