Adana’da bir takı mağazasında yaşanan hırsızlık olayı, güvenlik kamerasına yansıyan görüntülerle gündeme geldi. Müşteri gibi dükkâna giren genç bir kızın, bir süre incelediği kolye ve küpeleri gizlice üzerine saklayarak iş yerinden ayrıldığı öne sürüldü. İlk bakışta sıradan bir hırsızlık vakası gibi görünen bu olay, aslında üzerinde uzun uzun düşünmemiz gereken toplumsal bir yaraya işaret ediyor.
Bir ürünü beğenmek son derece doğal. İnsan gördüğü bir kıyafeti, takıyı, telefonu ya da herhangi bir eşyayı satın almak isteyebilir. Ancak beğenmekle sahip olmak arasında aşılmaması gereken çok net bir sınır vardır. O sınır; emek, hak, hukuk ve vicdandır.
Bir mağazadaki ürün yalnızca vitrinde duran birkaç parça metalden ibaret değildir. O ürünün arkasında üreticinin emeği, satıcının yatırımı, iş yeri sahibinin kirası, vergisi, faturası ve geçim mücadelesi vardır. Alınan beş kolye ya da birkaç küpe, dışarıdan bakıldığında küçük bir maddi kayıp gibi görülebilir. Fakat küçük esnaf için her ürünün ayrı bir değeri vardır.
Üstelik olayın güvenlik kamerasına yansıması, hırsızlığın nasıl soğukkanlı bir şekilde gerçekleştirildiğini de gözler önüne seriyor. Şüphelinin ürünleri sakladıktan sonra bir süre daha mağazada dolaşması ve hiçbir şey olmamış gibi çıkıp gitmesi, vicdan duygusunun nasıl geri plana itilebildiğini düşündürüyor.
Burada yalnızca bir kişiyi suçlayıp konuyu kapatmak kolaydır. Asıl zor olan, gençleri böyle davranışlara iten nedenleri sorgulamaktır. Aile içindeki eğitim, çevrenin etkisi, sosyal medyada körüklenen tüketim tutkusu, kısa yoldan sahip olma arzusu ve “kimse görmezse sorun olmaz” anlayışı üzerinde durulmalıdır.
Bugün özellikle gençler, sürekli olarak daha pahalı kıyafetler, daha gösterişli takılar ve daha yeni teknolojik ürünlerle çevreleniyor. Sosyal medya, insanlara çoğu zaman sahip olduklarının yetersiz olduğu hissini veriyor. Ancak maddi imkânsızlık, hiçbir zaman başkasının malına el uzatmanın gerekçesi olamaz.
Çocuklara ve gençlere yalnızca başarılı olmayı değil, dürüst kalmayı da öğretmemiz gerekiyor. Bir insanın karakteri, kimsenin kendisini görmediği anda yaptığı tercihlerle ortaya çıkar. Güvenlik kamerası olmasa da başkasına ait bir ürünü izinsiz almak yanlıştır. Çünkü esas denetim kameralarla değil, insanın kendi vicdanıyla sağlanır.
Olayla ilgili kesin hükmü elbette soruşturma ve yargı süreci verecek. Ancak görüntülere yansıyan tablo hepimize önemli bir mesaj taşıyor: Toplumda güven duygusunu kaybedersek yalnızca mağazaların kapılarına daha fazla kamera takmak zorunda kalmayız; insanlar arasındaki görünmez bağları da yavaş yavaş kaybederiz.
Beğenmek bir duygudur, satın almak bir tercihtir, çalmak ise başkasının hakkına girmektir. Bu üç kavram arasındaki farkı çocuklarımıza ne kadar erken öğretebilirsek, gelecekte benzer görüntülerle o kadar az karşılaşırız.
Yorumlar