Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Melih Kadir Efe

Görmezden Geldikçe Büyüyen Şiddet: Akran Zorbalığı

Bir parkta yaşanan birkaç dakikalık şiddet, aslında yıllardır görmezden geldiğimiz çok daha büyük bir sorunu bir kez daha yüzümüze çarptı: akran zorbalığı. Okul çıkışında evlerine gitmek isteyen ortaokul çağındaki kız çocuklarının önü kesiliyor, zorla parka götürülüyor, darp ediliyor ve üstelik bu şiddet anları kayda alınıyor. Bu tablo, sadece birkaç çocuğun yaşadığı bir travma değil; toplumun çocukları ne kadar koruyabildiğinin de acı bir göstergesi.

Akran zorbalığı denildiğinde hâlâ birçok kişi “çocuklar arasında olur böyle şeyler” diyerek konuyu hafife alabiliyor. Oysa yaşananlar, basit bir itiş kakıştan çok uzakta. Fiziksel şiddet, tehdit, zorla para isteme, takip edilme ve yaşananların kayıt altına alınması… Bunların her biri başlı başına ciddi suç unsurları içeriyor. Dahası, mağdur olan çocukların yaşları düşünüldüğünde, bu durumun ruhsal etkilerinin yıllarca sürebileceği gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Zorbalık Sadece Okulun İçinde Olmaz

Toplumda yaygın olan bir başka yanlış algı da akran zorbalığının yalnızca okul koridorlarında yaşandığı düşüncesi. Oysa bu olayda da görüldüğü gibi, zorbalık okul çıkışında, sokakta, parkta, hatta dijital ortamlarda devam edebiliyor. Çocuklar okuldan çıkınca tehlike bitmiyor; çoğu zaman asıl korku, okul kapısının dışında başlıyor.

Mağdur öğrencilerin ifadelerinde “daha önce de takip edildik” cümlesi yer alıyor. İşte bu detay, zorbalığın sürekliliğini ve sistematik bir hale geldiğini açıkça ortaya koyuyor. Bir çocuğun her okul çıkışında tedirgin olması, arkasını kollayarak yürümesi, yaşına yakışmayan bir kaygı yüküyle yaşaması demek. Bu, çocukluğun elinden alınmasıdır.

Şiddeti Normalleştiren Sessizlik

Akran zorbalığının bu kadar yaygınlaşmasında, yalnızca zorbalığı yapanların değil, sessiz kalanların da payı var. Çevrede olup biteni görüp müdahale etmeyen yetişkinler, “karışmayayım” diyen tanıklar, şiddeti izleyip kayda alan ama engellemeyen kişiler… Sessizlik, zorbalığın en güçlü destekçisidir.

Bir diğer tehlikeli nokta ise şiddetin kayıt altına alınması. Şiddeti videoya çekmek, sadece bir tanıklık değil; çoğu zaman mağduru daha da aşağılayan, korkuyu büyüten ve travmayı derinleştiren bir davranışa dönüşüyor. Zorbalık burada bitmiyor; görüntüler dolaşıma girdiğinde psikolojik şiddet yeniden ve yeniden yaşatılıyor.

Aileler, Okullar ve Toplum Ne Yapmalı?

Bu tür olaylardan sonra genellikle “adli işlem başlatıldı” cümlesini okuruz. Elbette hukuki süreçler önemlidir. Ancak asıl soru şu: Bu noktaya gelmeden ne yapılabilirdi?

Aileler çocuklarıyla yalnızca ders ve başarı üzerinden değil, duygular ve korkular üzerinden de konuşmalı. “Bugün okulda nasılsın?” sorusu bazen yetmez; “Bir şey seni rahatsız etti mi?” diye sormak gerekir. Okullar, zorbalıkla mücadeleyi yalnızca disiplin maddelerine sıkıştırmamalı; rehberlik çalışmaları, bilinçlendirme eğitimleri ve güvenli alanlar oluşturulmalı.

Toplum olarak ise şunu kabul etmeliyiz: Zorbalık, görmezden gelindiğinde azalmaz; tam tersine cesaret bulur. Bir çocuğun yardım çığlığı duyulmadığında, başka çocuklar için de risk artar.

Bir Çocuğun Korkusu Hepimizin Sorumluluğu

Bugün darp edilen o çocuklar, yarın yetişkin olacak. Yaşadıkları korku, güvensizlik ve çaresizlik hissi, doğru destek verilmezse hayatlarının birçok alanına sızacak. Akran zorbalığı, sadece bireysel bir sorun değil; toplumsal bir alarmdır.

Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Çocuklar parkta, sokakta, okul yolunda bile kendini güvende hissetmiyorsa, biz neyi normal sayıyoruz?

Zorbalığı “çocuklar arasında olur” diyerek geçiştirdiğimiz her gün, bir çocuğun sessizce içe kapanmasına, korkuyla büyümesine ve yalnız hissetmesine ortak oluyoruz. Ve bu, hepimizin payına düşen bir sorumluluktur.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

5 + 1 = ?

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER