ABD Adalet Bakanlığı üç milyon sayfalık Jeffrey Epstein belgesini açıkladı. Kâğıt üzerinde bakıldığında bu, “şeffaflık” adına atılmış dev bir adım gibi görünüyor. Ama dosyaların içini açtığınızda insanın aklına tek bir soru geliyor:
Gerçekten her şey açıklandı mı, yoksa yine sadece görünen mi servis edildi?
Belgeler açıklandı, evet. Fotoğraflar var, e-postalar var, isimler var. Hatta çok tanıdık isimler… Siyasetin zirvesinden teknoloji milyarderlerine, kraliyet ailesinden küresel sermaye çevrelerine kadar uzanan bir liste. Ancak bu isimlerin neredeyse tamamı için ortak bir cümle kuruluyor:
“İddialar asılsız”, “suçlama yok”, “kanıtlanmadı”.
Peki o zaman bu belgeler neyi ortaya koydu?
Öncelikle şunu net biçimde gördük:
Epstein, 2008’de çocuklara yönelik cinsel istismar suçundan hüküm giymesine rağmen, sistemin dışına itilmedi. Aksine, kapılar ona kapanmadı. Görüşmeler sürdü, yazışmalar devam etti, davetler eksilmedi. Bu bile tek başına büyük bir skandal.
İkinci büyük mesele ise kimin korunduğu, kimin açıkta bırakıldığı.
Belgeler yayımlanırken mağdurların isimlerinin ve kişisel bilgilerinin yeterince gizlenmemesi, “adalet” kavramının ne kadar seçici işlediğini bir kez daha gösterdi. Fail olduğu iddia edilen güçlü isimler için hassasiyet, mağdurlar içinse ihmalkârlık… Bu çarpık denge, dosyanın en karanlık taraflarından biri.
Danielle Bensky’nin sözleri bu yüzden çok çarpıcı:
“Failleri korumak için bu kadar uğraşılırken, savunmasız olanlar neden göz göre göre ifşa ediliyor?”
Bu soru, aslında tüm dosyanın özeti.
Belgeler bize Trump’ın, Clinton’ın, Musk’ın, Andrew’un adını veriyor ama aynı anda hepsini bir güvenlik yastığının içine alıyor. İsimler geçiyor ama sorumluluk yok. İddialar var ama sonuç yok. Belgeler var ama adalet hâlâ eksik.
Elon Musk’ın e-postaları, “gitmedim ama sordum” savunması…
Prens Andrew’un “mesafe koydum” deyip aylar sonra birlikte görüntülenmesi…
Epstein’in, Macron’un kendisinden fikir istediğini iddia etmesi…
Bunların her biri tek başına sorgulanması gereken detaylar. Ama belgeler, bu detayları derinleştirmek yerine adeta bir vitrine koyup geçiyor.
Ve belki de en can alıcı nokta şu:
FBI, Epstein’i 2006’da biliyordu. Mağdurlar konuşmuştu. Çalışanlar anlatmıştı. İddianame taslağı hazırdı. Ama bir anlaşmayla dosya yumuşatıldı. Epstein kısa bir ceza aldı, sonra sistem içinde yaşamaya devam etti. Ta ki hapishanede “ölene” kadar.
Bugün üç milyon sayfa belge konuşuyoruz ama hâlâ şu soruya net bir cevap yok:
Bu kadar bilgi varsa, neden bu kadar az hesap soruluyor?
Epstein dosyası artık sadece bir suç dosyası değil.
Bu dosya; gücün, paranın ve statünün adaleti nasıl eğip büktüğünün belgesi.
Belgeler açıklandı.
Ama gerçekler hâlâ tam olarak özgür değil.

YORUMLAR