Bazen doğa, sırlarını fısıltıyla değil, hayran bırakacak bir güzellikle anlatır. Avustralya açıklarında, Büyük Mercan Resifi’nin derinliklerinde yüzüp duran o pembe gövdeyi ilk gören dalgıç, gözlerine inanamamıştı. Çünkü karşısındaki, dünyanın bilinen tek pembe manta vatozuydu. Evet, pembe!
Yıllarca bilim insanları bu olağanüstü rengi anlamaya çalıştı. Ne albino, ne de egzotik bir hastalık… “Inspector Clouseau” lakaplı bu dev vatoz, melanin pigmentindeki bir mutasyonla bu renge sahipti. Ve belki de bu onu, türünün yalnızca bir bireyi değil, gezegenin nadide bir mucizesi haline getiriyordu.
Bu yazıyı yazarken aklımdan geçen ilk şey şu oldu: “Doğa kendini yeniden keşfetmiş olabilir mi?” Çünkü bu vatoz sadece bir renk değişiminden ibaret değil. O, insanlığın hâlâ bilmediği, ölçemediği, hesaplayamadığı doğa mucizelerinden sadece biri.
Ama şimdi soralım: Biz bu mucizeye ne kadar değer veriyoruz?
Her yıl plastik atıklarla dolan okyanuslar, mercanları öldüren küresel ısınma, bilinçsiz dalış ve turizm faaliyetleri… Manta vatozunun zarif kanat çırpışı, bir yandan güzelliğin timsali olurken bir yandan da bir çığlık gibi yankılanıyor suların içinde: “Beni fark edin… ve koruyun.”
Bazen bir hayvan yalnızlığıyla değil, varlığıyla da ses getirir. Dünyada sadece bir tane pembe manta vatozu var. O yalnız değil, ama biz sessiz kalırsak bir gün onsuz kalabiliriz. Ve inanın, o zaman sadece rengini değil, umudu da kaybederiz.
Şimdi düşünme vakti:
Eşsiz olanı koruyamazsak, sıradanı bile kaybetmeye hazır mıyız?
Yorumlar