İnsan bazen bir haberi okurken sadece üzülmez… İnsanlığından utanır. İzmir’in İzmir Buca ilçesinde çöp konteynerinin önüne bırakılan poşetlerden 33 ölü kedinin çıkması, bu ülkenin vicdanına bırakılmış kara bir lekedir. Üstelik bazıları yavru… Daha gözünü bile tam açamamış canların, bir çöp poşetine doldurulup sokağa atılması nasıl bir karanlığın ürünüdür? Bir insan, hangi ruh haline gelirse gelsin; bir canlıyı çöpe atacak kadar merhametini kaybedebilir mi? Bu artık sadece “hayvan sevgisizliği” değil. Bu, vicdanın çürümesidir. Çünkü merhametini kaybeden insan, önce hayvana yabancılaşır, sonra insana. Sokak hayvanlarını yıllardır “yük”, “sorun”, “tehlike” gibi göstermeye çalışan dilin toplumda nasıl bir nefret iklimi oluşturduğunu bugün daha net görüyoruz. Bir canlının yaşam hakkını değersiz gören anlayış, sonunda böyle korkunç tablolar doğuruyor. Ve sonra herkes dönüp aynı soruyu soruyor: “Bunu kim yaptı?” Belki de asıl soru şu olmalı: Bu toplum nasıl bu hale geldi? Bir kedinin korkusunu hiç gördünüz mü? Ya da aç kaldığında insanın yüzüne bakışını? Sevildiğinde yere uzanıp kendini güvende hissetmesini? Hayvanlar konuşamaz belki ama yaşamak isterler. Acı çekerler. Korkarlar. Ve ne yazık ki bazı insanlar bunu bile umursamaz hale geldi. 33 can… Bir sayı değil onlar. Her biri nefes alan, hisseden, yaşamaya çalışan canlılardı. Şimdi bir soruşturma başlatıldı. Elbette suçlular bulunmalı ve en ağır cezayı almalı. Ama mesele sadece cezayla kapanacak kadar küçük değil. Çünkü bu olay, toplumdaki merhamet eksikliğinin korkutucu boyutunu gösteriyor. Bir ülkenin gerçek medeniyeti; binalarıyla, yollarıyla, gösterişli projeleriyle değil, en savunmasız canlıya nasıl davrandığıyla ölçülür. Ve bugün o sınavdan kaldık. Çünkü vicdanı ölen bir toplumun, sokakta ölü bulunan kedilerden daha büyük bir sorunu vardır.