İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde, Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yaşanan bıçaklı saldırı hepimizin yüreğini dağladı. Bir öğretmen hayatını kaybetti. İki kişi ağır yaralı. Sınıf, olması gereken yerden; yani güvenli bir eğitim ortamından, birkaç dakika içinde bir travma alanına dönüştü.
Bu olay yalnızca bir adli vaka değil. Bu olay bir sistem alarmıdır.
Hayatını kaybeden öğretmenin daha önce disiplin kurulunda “Can güvenliğimiz yok” dediği ortaya çıktı. Bu cümle aslında tek bir öğretmene ait değil. Son yıllarda birçok eğitimcinin sessizce, bazen açıkça dile getirdiği bir korkunun ifadesi.
Peki biz bu cümleyi gerçekten duyduk mu?
Göz Göre Göre Gelen Bir Tehlike mi?
İddialara göre saldırgan öğrenci iki gün önce Bakırköy Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nden çıkarılıyor. Ardından ders programını kontrol ediyor, öğretmenin hangi saatte nerede olduğunu öğreniyor ve planlı bir şekilde sınıfa giriyor.
Bu noktada sormamız gereken soru şu:
Bir öğrencinin riskli geçmişi varken, okul yönetimi, rehberlik servisi, aile ve sağlık kurumları arasında nasıl bir koordinasyon vardı?
Eğer bir öğretmen daha önce “can güvenliğimiz yok” diyorsa, bu ifade bir tutanağa geçip rafa mı kaldırıldı, yoksa gerçekten bir önlem planı mı oluşturuldu?
Bugün yaşadığımız acı, belki de tam burada başlıyor.
Okulun Duvarları Yeterince Güçlü mü?
Okullar sadece müfredatın uygulandığı yerler değildir. Okullar, çocukların ve öğretmenlerin kendini güvende hissetmesi gereken alanlardır. Güvenlik görevlisi sayısı, giriş-çıkış kontrolleri, riskli öğrencilere yönelik özel takip mekanizmaları, psikolojik destek süreçleri…
Bunların hangisi yeterli?
Bir öğrenci, plan yaparak sınıfa girip bıçaklı saldırı gerçekleştirebiliyorsa, burada sadece bireysel bir öfke patlamasından söz edemeyiz. Bu, güvenlik zincirinin birden fazla halkasında kopukluk olduğunu gösterir.
Ruh Sağlığı, Disiplin ve Sorumluluk
Olayın bir başka boyutu da ruh sağlığı meselesi. Psikiyatrik tedavi görmüş bir öğrencinin okul ortamına dönüşü nasıl planlanmalı?
Bu süreç sadece “taburcu oldu” demekle tamamlanabilir mi?
Okullarda risk analizi yapılmadan, öğretmenler bilgilendirilmeden, rehberlik servisleri güçlendirilmeden, kriz planı oluşturulmadan öğrencilerin sınıfa dönüşü sağlanıyorsa; sorumluluk sadece bir aileye ya da bir çocuğa yüklenemez.
Burada sistemsel bir boşluk var.
Öğretmenler Neden Yalnız Hissediyor?
Eğitimciler son yıllarda sadece akademik başarıyla değil; disiplin sorunları, şiddet eğilimleri, veli baskısı ve idari yüklerle de mücadele ediyor. Üstelik çoğu zaman kendilerini yalnız hissediyorlar.
“Can güvenliğimiz yok” diyen bir öğretmenin sesi daha güçlü duyulmalıydı.
Bir öğretmen disiplin kurulunda bu cümleyi kuruyorsa, bu artık kişisel bir korku değil; kurumsal bir risk bildirimidir. Böyle bir uyarının ardından riskli öğrenci için özel bir takip, sınıf değişikliği, güvenlik planı ya da geçici uzaklaştırma gibi önlemler neden yeterince devreye girmedi?
Travmanın Gölgesinde Kalan Öğrenciler
O sınıfta bulunan öğrenciler ne yaşayacak?
Bir öğretmenlerinin gözleri önünde saldırıya uğradığını görmek, bir arkadaşlarının bıçaklandığını izlemek… Bu çocuklar için psikolojik destek süreci başlatılacak mı? Yoksa birkaç gün sonra hayat “normale” dönmüş gibi mi davranacağız?
Okul şiddeti yalnızca fiziksel yaralar bırakmaz. Uzun yıllar sürebilecek travmalar üretir.
Bugün yas tutuyoruz.
Ama yarın, aynı cümleyi başka bir öğretmenden duymamak için ne yapacağız?

YORUMLAR