Konya’da yaşanan acı olay bir kez daha gösterdi ki, kolay yoldan zengin olma hayali bazen insanları geri dönüşü olmayan sonuçlara sürüklüyor. Define bulma umuduyla kaçak kazı yapan iki kişi, açtıkları kuyuda hayatını kaybetti. Geride ise sadece yarım kalan hayatlar, gözyaşı döken aileler ve cevapsız sorular kaldı.
Türkiye’nin birçok bölgesinde yıllardır kulaktan kulağa yayılan define hikâyeleri, ne yazık ki bazı insanların aklını ve mantığını gölgelemeye devam ediyor. Bir harita, bir söylenti, bir efsane… Ardından başlayan gizli kazılar, kaçak girişimler ve büyük umutlar. Ancak çoğu zaman bu hikâyelerin sonu ne altınla ne de zenginlikle bitiyor. Sonu ya mahkeme salonlarında ya da mezarlıklarda noktalanıyor.
Toprağın altında olduğu iddia edilen bir servet uğruna insanlar kendi canlarını hiçe sayıyor. Oysa açılan her kaçak kuyu sadece tarihi ve kültürel mirasa zarar vermiyor, aynı zamanda insan hayatını da tehdit ediyor. Yetersiz ekipmanlar, bilinçsiz kazılar ve güvenlik önlemlerinin tamamen göz ardı edilmesi, bu tür girişimleri adeta bir ölüm tuzağına dönüştürüyor.
Konya’da yaşanan son olay da bunun en acı örneklerinden biri oldu. Belki de birkaç saat sonra büyük bir defineye ulaşacaklarını düşünen iki kişi, ne yazık ki evlerine dönemedi. Bulmayı umdukları hazine yerine, ailelerine tarifsiz bir acı bıraktılar.
Asıl sorgulanması gereken ise şu: Bir söylentinin peşinden giderek hayatı riske atmaya değer mi? İnsan hayatından daha kıymetli hangi hazine olabilir?
Define arayışları sadece yasaları değil, aklı ve vicdanı da zorlayan bir mesele haline geldi. Yetkililerin denetimleri kadar toplumun bilinçlenmesi de büyük önem taşıyor. Çünkü toprağın altındaki hayali zenginlikler uğruna toprağın üstündeki gerçek hayatlar kaybediliyor.
Ve her yeni facia bize aynı gerçeği hatırlatıyor: En büyük hazine, sağ salim eve dönebilmektir.

YORUMLAR