Bir dosya düşünün…
14 yaşında bir çocuk, yaşadığını anlatıyor. Annesine, sonra yetkililere. Uzmanlar dinliyor, değerlendiriyor ve “ifadesi güvenilir” diyor. Ama dosya kapanıyor. Gerekçe?
“Bağırmadı.”

İşte tam burada durmak gerekiyor.

Çünkü bu sadece bir dosya değil. Bu, toplum olarak neyi anlayamadığımızın fotoğrafı.

Sessizlik her zaman rıza değildir

Çocuklar korkar.
Çocuklar donakalır.
Çocuklar bazen ne olduğunu bile anlamadan susar.

Travma dediğimiz şey, filmlerdeki gibi “bağırma, çırpınma” sahneleriyle ilerlemez. Özellikle çocuklar söz konusu olduğunda, beden çoğu zaman “kaç ya da savaş” değil, üçüncü bir yolu seçer: donakalmak.

Yani bir çocuğun bağırmaması, onun razı olduğu anlamına gelmez.
Aksine, çoğu zaman korkunun en ağır halidir.

“Hayatın olağan akışı” kime göre?

Karar metninde geçen bir başka ifade:
“Hayatın olağan akışına uygun değil.”

Peki kimin hayatı?
Kimin olağanı?

Bir çocuğun, kendisinden büyük bir akraba karşısında korkup tepki verememesi mi “olağan dışı”?
Yoksa bunu anlamamak mı?

Bu ülkede yıllardır konuşulan bir gerçek var:
İstismar çoğu zaman tanıdıklar tarafından yapılır.
Ve mağdurlar çoğu zaman sessiz kalır.

O zaman asıl olağan olan, bu sessizlik değil mi?

Uzman “güvenilir” diyor, sistem “yetersiz” diyor

Dosyada en çarpıcı detaylardan biri şu:
Uzman, çocuğun ifadesini tutarlı ve güvenilir buluyor.

Yani çocuk yalan söylemiyor.
Yani anlatımında çelişki yok.
Yani yaşadığı şey, onun dünyasında gerçek.

Ama buna rağmen dosya kapanıyor.

Bu noktada insan şu soruyu sormadan edemiyor:
Eğer bir çocuğun güvenilir ifadesi yetmiyorsa, ne yeterli olacak?

Adalet sadece kanıt değil, anlayış da ister

Hukuk elbette delil ister.
Ama çocuk söz konusuysa, sadece klasik delil anlayışıyla ilerlemek çoğu zaman gerçeği ıskalar.

Çünkü çocuklar yetişkinler gibi davranmaz.
Tepkileri farklıdır.
Korkuları farklıdır.
Savunma biçimleri farklıdır.

Bu yüzden çocuk istismarı dosyaları, sadece hukuki değil, psikolojik ve sosyal bir bakış açısı da gerektirir.

Anayasa Mahkemesi ne dedi?

Dosya kapandı. İtiraz reddedildi.
Ama süreç orada bitmedi.

Anayasa Mahkemesi, bu dosyada etkili soruşturma yapılmadığına hükmetti.
Yani aslında şunu söyledi:

“Bu dosya böyle kapanamaz.”

Bu karar sadece bir dava için değil, benzer tüm dosyalar için önemli bir uyarı niteliğinde.

Asıl mesele: Çocuğu anlamak

Bu olay bize bir şeyi çok net gösteriyor:

Çocukları hâlâ yetişkin refleksleriyle değerlendiriyoruz.

“Niye bağırmadı?”
“Niye kaçmadı?”
“Niye direnmedi?”

Oysa belki de sormamız gereken soru şu:

“Ne kadar korktu?”

Bir çocuğun sesi bazen çıkmaz.
Ama bu, anlatacak bir şeyi olmadığı anlamına gelmez.

Adalet, sadece bağıranları değil,
sessiz kalanları da duyabildiği zaman gerçekten adalet olur.