Takvimler yine 6 Şubat’ı gösteriyor. Saatler ilerliyor ama içimizdeki zaman o sabaha çakılı kaldı. Üzerinden üç yıl geçti deniliyor. Oysa bazı acıların yılı olmaz. Onlar takvimden bağımsızdır; insanın içine yerleşir, orada yaşlanır, orada büyür.
6 Şubat 2023 sabahı bu ülke sadece uykudan uyanmadı. Güveninden, alışkanlıklarından, “bana bir şey olmaz” duygusundan da uyandı. Betonun, ihmalkârlığın, sessiz kalmanın nelere mal olabileceğini en çıplak haliyle gördü. O sabah enkazların altından sadece insanlar değil; hayaller, çocuk sesleri, yarım kalan hayatlar çıkarıldı.
Üç yıl geçti…
Ama bir anne hâlâ çocuğunun odasını kapatmıyor.
Bir baba hâlâ telefonuna gelen her bilinmeyen aramada irkiliyor.
Bir şehir hâlâ geceleri sessizliğe güvenemiyor.
Deprem bitti deniliyor. Hayır, deprem bitmedi. Sarsıntı geçti belki ama yankısı hâlâ kulaklarımızda. Çünkü enkaz yalnızca binalardan oluşmaz. Enkaz bazen bir hafızadır, bazen bir vicdan.
Bugün sadece kaybettiklerimizi anma günü değil. Bugün aynı zamanda kendimize bakma günü. “Ne öğrendik?” diye sorma günü. “Bir daha olursa” demeden, “olduğunda ne yapacağız?” demenin günü. Çünkü bu topraklar depremle yaşamayı bilen değil, depremi görmezden gelmeyi öğrenmiş bir ülke olmanın bedelini çok ağır ödedi.
6 Şubat bize şunu öğretti:
Afet doğaldır ama felaket ihmaldir.
Sessizlik suç ortaklığıdır.
Unutmak ise ikinci bir yıkımdır.
Bugün sosyal medyada birkaç paylaşım yapıp yarın hayatımıza devam edebiliriz. Ama eğer gerçekten anmak istiyorsak; sağlam binalar istemek, hesap sormak, çocuklarımıza güvenli bir gelecek bırakmak zorundayız. Anma, sadece gözyaşıyla olmaz. Anma, sorumlulukla olur.
Üç yıl geçti.
Acı hâlâ taze.
Eksik hâlâ çok.
Ama umut, ancak unutmayanların elinde büyür.
6 Şubat’ı unutursak, sadece geçmişi değil, geleceği de enkaz altında bırakırız.

YORUMLAR