Bugün zil son kez çalıyor ve çocuklar için uzun zamandır beklenen sömestr tatili başlıyor. Karneler alındı, çantalar bir köşeye bırakıldı. Kimileri için büyük bir sevinç, kimileri içinse hafif bir tedirginlik var havada. Çünkü sömestr tatili sadece “okula ara vermek” değil; nasıl geçirildiğine bağlı olarak ya gerçekten dinlendiren ya da fark edilmeden tüketen bir sürece dönüşüyor.
Bir süredir hep aynı şeyleri konuşuyoruz: Çocuklar çok yoruluyor, eğitim sistemi ağır, ders temposu yoğun… Peki tatil geldiğinde ne yapıyoruz? Çoğu zaman onları ekranlara teslim ediyoruz. Saatlerce telefon, tablet, televizyon… Tatil ilerledikçe günler birbirine karışıyor, zaman hızla akıp gidiyor. Tatil bitiyor ama çocuk dinlenmiş olmuyor.
Oysa sömestr tatili, biraz durmak için bir fırsat. Sabah alarm kurmadan uyanmak, acele etmeden kahvaltı yapmak, dışarı çıkıp temiz hava almak… Bazen hiçbir şey yapmamak bile bir ihtiyaç. Çocukların “sıkılmasına” izin vermek bile, sandığımızdan daha kıymetli. Çünkü sıkılan çocuk düşünür, üretir, hayal kurar.
Bu tatil aynı zamanda ebeveynler için de bir sınav. “Eksiklerini kapatsın” diye kurslara koşturmak mı, yoksa birlikte geçirilen zamanı artırmak mı? Birlikte yapılan kısa bir yürüyüş, oynanan basit bir masa oyunu, paylaşılan bir sohbet… Bunlar, hiçbir etüt programının veremeyeceği kadar güçlü bağlar kurar.
Elbette tamamen derslerden kopmak da şart değil. Ama bu dönem bir “yüklenme” zamanı değil, bir “denge” zamanı olmalı. Biraz kitap, biraz oyun, biraz aile, biraz da özgürlük… Çocuklar sadece notlardan ibaret değil; ruhları, duyguları, hayalleri var.
Sömestr tatili bugün başlıyor. Dileğim şu ki bu iki hafta, sadece takvimden silinen günler olmasın. Hem çocuklar hem de büyükler için gerçekten nefes alınan, yavaşlanan, hatırlanan bir zaman olsun.
Çünkü bazen en büyük başarı, hiçbir şey yetiştirmeye çalışmadan sadece iyi hissetmektir.

YORUMLAR