Market raflarında yan yana dizilen ürünler… Parlak ambalajlar, vaatlerle dolu etiketler, gözümüze güven telkin eden markalar. Ama o paketlerin ardında ne olduğunu gerçekten biliyor muyuz? Ya da daha doğrusu, bilmediğimizi kabul etmeye hazır mıyız? Türkiye’de gıda, artık sadece bir tüketim maddesi değil; hem ekonomik bir mücadele, hem sağlıkla ilgili bir risk, hem de toplumsal bir sınav. Çünkü gıdanın üretiminden satışına uzanan zincirde denetimsizlik, gün geçtikçe büyüyen bir sessiz tehlikeye dönüşüyor. Ucuzun Bedeli Sağlık mı? Son yıllarda sıkça duyduğumuz sahte bal, tağşişli zeytinyağı, içine hile karıştırılmış kıyma, renklendiriciye boğulmuş şarküteri ürünleri… Liste uzayıp gidiyor. Ucuz olsun diye tercih ettiğimiz bir ürün, aslında bize çok daha pahalıya mal oluyor: Sağlığımıza. Kimya laboratuvarlarında incelenmesi gereken ürünlerin, merdiven altı üretimlerde hiçbir kontrole tabi tutulmadan sofralarımıza kadar ulaşması artık şaşırtıcı değil. Çünkü denetim mekanizmasının zayıflığı, denetimsizlik cesareti doğuruyor. Bu cesareti gösterenler de biliyor ki yakalanma ihtimali düşük, ceza ise caydırıcı olmaktan uzak. Tabelası Olan Her Yer Güvenli mi? Bir başka tehlike ise tüketicinin yanılgısı. “Market ürünü ise güvenlidir” düşüncesi, bizi rahatlatan ama gerçeği örten bir algı. Oysa raflara giren her ürün, aynı titizlikle incelenmiyor. Zincirin büyük halkaları daha görünür olduğu için baskıyı hissediyor; ancak küçük üreticilerden kayıt dışı işletmelere kadar uzanan çok geniş bir alanda kontrolsüzlük var. Peki bu tabloyu kim düzeltecek? Devlet mi, üretici mi, tüketici mi? Yoksa hepsi mi? Etiket Var, Güven Yok Ambalajların üzerinde yazan katkı maddeleri, E-kodları, uzun içerik listeleri… Çoğumuz anlamıyoruz, okumuyoruz, okumaya çalışsak da yabancı kalıyoruz. Etiket okumayı bilmeyen bir toplumun, ne yediğini sorgulaması mümkün mü? Denetim eksikliğiyle birleşince ortaya çıkan manzara daha da kararıyor. Çünkü asıl sorun sadece hile değil; bilginin saklanması. Tüketici, ürünün nereden geldiğini, nasıl üretildiğini, içinde gerçekte ne olduğunu öğrenemiyorsa, gıda güvenliği yoktur. Denetim, Bütçe Değil Öncelik Meselesidir “Elimizde yeterli personel yok”, “Saha çok geniş”, “Kontrol zor” gibi gerekçeler yıllardır duyduğumuz savunmalar. Oysa mesele sadece imkân değil, öncelik. Bir ülke, sağlığını ilgilendiren bir konuda denetimi ikinci plana atamaz. Çünkü sağlıklı toplum, sağlıklı gıda ile başlar. Bugün yapılmayan denetimlerin yarın bir hastalık, bir salgın, bir toplumsal yük olarak geri dönme ihtimali hiç de uzak değil. Tüketici de Sorumlu Denetim yükünün büyük kısmı devlette olsa da tüketici tamamen masum değil. Ucuz ürüne sorgulamadan yönelmek, etiketsiz satışı normalleştirmek, sosyal medya tavsiyelerini gerçek bilmek… Bunlar da denetimsizliğin gölgesini büyütüyor. Sormak, araştırmak, gerekirse şikâyet etmek hakkımız olduğu kadar sorumluluğumuz. Son Söz: Soframız Kadar Vicdanımız da Denetlenmeli Bugün denetimsizliğin bedelini sessizce ödüyoruz; farkında olmadan, her lokmada. Gıdada güven, bir lüks değil, temel bir haktır. Bu hakkı korumak için güçlü bir sistem, şeffaf üretim ve bilinçli tüketim şart. Çünkü mesele sadece ne yediğimiz değil; nasıl bir toplum olduğumuz. Denetimsizlik sürdükçe, kaybeden yalnızca soframız değil, geleceğimiz olacaktır.