Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Melih Kadir Efe

Depremi Beklemek mi, Hazırlanmak mı?

Türkiye yine sallandı. Her sarsıntının ardından benzer cümleler yeniden gündeme geliyor, benzer uyarılar yeniden yapılıyor. Bu kez de deprem bilimci Prof. Dr. Naci Görür, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamayla büyük bir deprem gerçekleşmeden önce hazırlıkların hızlandırılması gerektiğini vurguladı. Aslında söylenenler yeni değil. Belki de en düşündürücü taraf tam olarak bu. Çünkü bu ülkede deprem gerçeği yıllardır biliniyor, uzmanlar yıllardır uyarıyor, ama hazırlık konusunda hâlâ istenen noktaya gelinemiyor.

Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu artık tartışma konusu değil. Herkes bu gerçeğin farkında. Ancak bilmek ile ona göre yaşamak arasında ciddi bir fark var. Fay hatlarının aktif olduğu, yapı stokunun önemli bölümünün risk taşıdığı ve şehirlerin büyük bölümünün dirençli hale getirilmesi gerektiği uzun zamandır dile getiriliyor. Buna rağmen her depremden sonra kısa süreli bir hassasiyet oluşuyor, ardından hayat yeniden eski akışına dönüyor. Oysa deprem, unutulmaya gelmeyecek kadar ciddi bir mesele.

Naci Görür’ün açıklamalarında dikkat çeken en önemli noktalardan biri, devletin böyle bir dönüşümü gerçekleştirebilecek güce sahip olduğunu söylemesi oldu. Bu ifade aslında çok şey anlatıyor. Demek ki sorun yalnızca kaynak eksikliği değil. Sorun, planlamanın ne kadar kararlı yapıldığı, önceliklerin nasıl belirlendiği ve bu meselenin ne kadar ciddiyetle ele alındığı. Eğer gerçekten planlı bir başlangıç yapılırsa, 10 ila 15 yıl içinde şehirlerin önemli ölçüde dönüştürülebileceği söyleniyor. Ancak yıllar konuşulurken zaman da sessizce ilerliyor. Deprem ise kimsenin takvimine göre hareket etmiyor.

Bugün herkes insan hayatının öncelikli olduğunu söylüyor. Ancak şehirlerimize, binalarımıza ve dönüşüm sürecine baktığımızda bu önceliğin ne kadar güçlü hissedildiği tartışmalı görünüyor. Hâlâ riskli yapılar var, hâlâ denetim konusunda soru işaretleri bulunuyor, hâlâ kentsel dönüşüm dendiğinde güven veren, net ve hızla ilerleyen bir tablo ortaya çıkmıyor. İşte bu noktada insan ister istemez şu soruyu soruyor: Eğer can güvenliği gerçekten ilk sıradaysa, neden bu konuda daha hızlı, daha net ve daha kararlı adımlar atılmıyor?

Küçük ve orta ölçekli depremler çoğu zaman birkaç gün konuşulup unutuluyor. İnsanlar sarsıntının ardından korkuyor, ardından hayat kaldığı yerden devam ediyor. Oysa uzmanlar tam tersine, bu küçük sarsıntıların birer uyarı olarak görülmesi gerektiğini söylüyor. Belki de asıl mesele burada başlıyor. Deprem olduktan sonra üzülmek, kayıpların ardından sorumluluk tartışmak ya da yıkımın ortasında çözüm aramak yerine, felaket gelmeden önce harekete geçmek gerekiyor. Çünkü hazırlık, afet anında değil, afet öncesinde yapılır.

Türkiye’nin deprem gerçeği artık ertelenebilecek bir başlık olmaktan çıkalı çok oldu. Buna rağmen hâlâ birçok konuda geç kalınmış hissi yaşanıyor. Elbette bir anda bütün şehirleri değiştirmek kolay değil. Ancak zor olması, başlamamak için bir gerekçe olamaz. Çünkü konu sadece bina yapmak değil; güvenli şehirler kurmak, insan hayatını merkeze almak ve geleceği sağlam bir zemine oturtmak.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

7 + 9 = ?

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER