Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Melih Kadir Efe
Melih Kadir Efe

Bir Günlük Farkındalıkla Nereye Kadar?

Her yıl 3 Aralık geldiğinde aynı cümleler tekrar edilir: “Engelleri birlikte aşacağız”, “Engelsiz bir dünya mümkün”, “Farkındalık oluşturmak hepimizin görevi.” Peki gerçekten oluşturuyor muyuz? Yoksa bu özel günü, toplum vicdanını bir günlüğüne rahatlatan sembolik bir hatırlatma olarak mı yaşıyoruz?

Bazen düşünüyorum müdürüm:
Biz engelli bireyleri mi anlamakta zorlanıyoruz, yoksa kendi duyarsızlığımızın duvarına mı çarpıyoruz?

Gerçek Engel: Görmemek, Duymamak, Umursamamak

Engelli bireylerin karşılaştığı en büyük engel, sandığımız gibi fiziksel güçlükler değil. Asıl engel;
kaldırımı işgal eden araç, rampayı kapatan masa, otobüste göz ucuyla bakıp yer vermekten kaçınan bakış, iş görüşmesinde kapıdan geri çevrilme, “biz seni ararız” diyerek toplumsal hayattan silme refleksi.

Engelin adı çoğu zaman toplumdur.

Bir tekerlekli sandalye için uygun olmayan bina,
bir görme engelli için sesli yönlendirmesi olmayan durak,
bir işitme engelli için alt yazısız kamu spotu,
bir otizmli birey için kalabalık içinde suçlayıcı bakışlar…
Tüm bunlar, hâlâ ne kadar eksik olduğumuzu gösteriyor.

Eşitlik Değil, Erişilebilirlik İstiyorlar

Engelli bireyler yıllardır “ayrıcalık” talep etmedi. Onlar yalnızca sıradan bir hayat istiyor:
• İşe gidebilmek,
• Eğitim alabilmek,
• Toplu taşıma kullanabilmek,
• Kamu hizmetlerine erişebilmek,
• Kendi ayakları üzerinde durabilmek.

Aslında mesele çok basit:
Erişilebilir olmayan bir şehir, hiç kimse için tam anlamıyla güvenli ve yaşanabilir değildir.
Bir gün hepimiz için hayatın yönü değişebilir; kimse yarının garantisini taşımıyor.

Politikaların Ötesinde Bir Vicdan Meselesi

Devlet politikaları elbette önemlidir. Mevzuatlar, projeler, destekler… Ancak hiçbir düzenleme, toplumsal farkındalık olmadan anlam kazanmaz. Rampa yapmak bir binayı erişilebilir kılar ama insanların zihni erişilebilir değilse sorun çözülmez.

Toplum olarak hâlâ öğrenmemiz gereken çok şey var:
Bir engelli bireyin omuzuna dokunmadan yol göstermeye çalışmamak…
Bir görme engellinin koluna izinsiz yapışmamak…
Bir işitme engelli konuşamadığı için zeki olmadığını düşünmemek…
Otizmli bir çocuğun farklı davranışını “yaramazlık” sanıp öfkelenmemek…

Bunları öğrendiğimiz gün, gerçek anlamda gelişmiş bir toplum olabiliriz.

Engelli Bireyler Bir Lütuf Değil, Toplumun Eşit Parçası

Engelli bireyler, toplumun yükü değildir.
Onlar bir “yardım projesi” değil, bir “hayır çalışması” değil, bir “şefkat objesi” hiç değildir.

Onlar; üreten, düşünen, hisseden, katkı sağlayan bireylerdir.

Bir iş yerinde fırsat verilen engelli çalışanların nasıl yüksek sadakat ve motivasyonla çalıştığını görmek için sadece biraz cesarete ihtiyaç var. Çünkü yetenek engel tanımaz; fırsat yokluğu tanır.

Bir Gün Değil, Her Gün

3 Aralık, bir “kutlama” günü değildir.
Bu gün, aynaya bakma günüdür.

“Engelliler için ne yaptık?” sorusundan ziyade,
“Onların hayatını zorlaştıran ne yapıyoruz?”
sorusunu sormamız gerekir.

Çünkü bazen bir engelli bireyin önüne koyduğumuz tek engel, kendi ön yargımızdır.

Engelsiz Bir Dünya Hayal Değil

Müdürüm, engelsiz bir dünya bir anda kurulmayacak.
Ama bir adımla başlar her şey:
Bugün bir kaldırımı boş bırakabiliriz.
Bugün alt yazısız bir videoyu eleştirebiliriz.
Bugün iş yerimizde bir engelli bireye fırsat verebiliriz.
Bugün farklılıkların aslında bir zenginlik olduğunu kabul edebiliriz.

3 Aralık, süslü cümlelerin değil, somut adımların günü olmalıdır.
Görevimiz, engelleri kaldırmak değil; engelleri hiç koymamak olmalı.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

4 + 3 = ?

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER