Bazı insanlar öyle sessiz yaşar ki, varlıkları ancak yokluklarında anlaşılır. Yanı başımızdadırlar ama bir türlü görmeyiz. Söylerler ama duyulmazlar. Vardırlar ama yokmuş gibi davranırız. Ve ne acıdır ki, onları anlamak için çoğu zaman artık çok geçtir.
Toplum olarak ciddi bir zaafımız var: Kıymeti yaşarken değil, mezar taşında yazan tarihlerle ölçüyoruz. Oysa insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey yaşarken değer görmektir. Bir çift güzel söz, bir içten teşekkür, bir yürekten “İyi ki varsın” cümlesi…
Ama biz böyle yapmayız. Hayattayken yok sayarız. Emeklerini küçümser, fikirlerini hiçe sayar, varlığını görmezden geliriz. Gülüşüne kulak tıkayıp, gözyaşını görmezden geliriz. Ve sonra ne mi olur? O insan bir gün gider. Belki aniden, belki yavaş yavaş… Ama bir şekilde gider. Ve biz, işte o zaman hatırlarız.
Başlarız ardından methiyeler düzmek. “Ne iyi insandı”, “Hep yanımızda olurdu”, “Hiçbir kötülüğünü görmedik” deriz. Sosyal medyada paylaşımlar, altına birkaç kalıp yorum… Bir de mezarlıkta edilen dualar, gözyaşları… Ama ne işe yarar ki? Ne faydası olur bu geç gelen vefanın?
Çünkü kıymetin yeri mezarlık değil, hayattır. Değer vermek, insan yaşarken anlam kazanır. Yaşarken gösterilmeyen sevginin, saygının, anlayışın ölümden sonra telafisi yoktur. O an, sadece bizim vicdanımıza kalır. Ve vicdan, geç kalınmış her değer için bir ömür susmaz.
Şimdi dönüp kendimize soralım:
Bugün yanımızdaki insanların kaçına “Senin kıymetini biliyorum” dedik?
Kaçının emeğini takdir ettik?
Kaçının gözünün içine bakıp, gerçekten yanında olduğumuzu hissettirdik?
Belki bir anne, belki bir baba, belki bir dost, bir öğretmen, bir iş arkadaşı… Yaşamın içinde bizimle birlikte yürüyen nice insanın değeri, henüz hayattayken bilinmeyi hak ediyor. Ölüm onları bizden aldığında değil.
Çünkü insan yalnızca toprağa değil, geç kalmışlığa da gömülür.
Eğer gerçekten vicdan sahibi bir toplum olmak istiyorsak, cenazelerde gösterdiğimiz ilgi ve hürmeti, insanlar yaşarken göstermeyi öğrenmeliyiz. Çiçekleri mezarlığa değil, bir kahve masasının üstüne bırakmalıyız. Sessizce ağlamak yerine, seslice teşekkür etmeliyiz.
Unutmayalım:
Bir insanın en büyük yalnızlığı, hayattayken görülmemek; en büyük talihsizliği ise değerinin ancak öldükten sonra anlaşılmasıdır.

YORUMLAR