Bir çocuğun camdan dışarı çıkıp korkuluklarda gezindiği görüntüler… İzleyen herkesin yüreğini ağzına getiren o anlar aslında sadece birkaç saniyelik bir tehlike değil; çok daha derin bir sorunun sessiz çığlığı.
Sormak gerekiyor: O an bu çocuğun ailesi neredeydi?
Çocuk dediğimiz varlık, tehlikeyi yetişkinler gibi algılayamaz. Onun için pencere bir oyun alanı, korkuluk bir denge tahtası olabilir. Ama işte tam da bu yüzden çocuklar korunmaya muhtaçtır. Çünkü onların merakı, bizim ihmallerimizle birleştiğinde ortaya felaket çıkar.
Bu olayda belki de en ürkütücü olan şey, çocuğun o hareketleri “rahatlıkla” yapabilmesi. Demek ki bu ilk değil. Demek ki o pencere daha önce de açıldı. Demek ki o korkuluk daha önce de bir oyun alanına dönüştü.
Peki biz neyi bekliyoruz?
Bir çocuğun düşmesini mi? Bir ambulans sirenini mi? Sosyal medyada “keşke”lerle dolu paylaşımlar yapılmasını mı?
Toplum olarak garip bir refleks geliştirdik. Olay olurken izliyoruz, kaydediyoruz, paylaşıyoruz. Ama iş önlem almaya gelince sessizleşiyoruz. Oysa bir çocuğun hayatı, birkaç saniyelik dikkatsizliğe kurban edilemeyecek kadar değerli.
Bu sadece o ailenin meselesi de değil aslında. Bu, hepimizin sorumluluğu. Çünkü çocuklar sadece bir evin değil, bir mahallenin, bir toplumun geleceğidir.
Ebeveyn olmak sadece çocuğu doyurmak, giydirmek değil; onu her an görünmeyen tehlikelere karşı korumaktır. Bir pencereye takılacak basit bir kilit, bir korkuluğa eklenecek güvenlik önlemi… Belki de bir hayat kurtarır.
Bugün o çocuk içeri girdi. Şanslıydı.
Ama her hikâye bu kadar şanslı bitmez.
İşte asıl korkmamız gereken de bu.

YORUMLAR