Bazı haberler vardır, ilk duyduğunuz anda zihninizde değil, kalbinizin tam ortasında yer eder. Bir alaca geyik yavrusunun doğada attığı ilk adımı, ilk nefesi, ilk ürkek bakışı… İnsan, tüm telaşını, gündelik koşuşturmasını bir anda unutur. Çünkü bir yavrunun masumiyetinde saklı olan şey, bize kaybettiğimiz bir duyguyu hatırlatır: saf bir yaşam arzusu.
Alaca geyik, doğanın bize bıraktığı en özel miraslardan biridir. Sadece rengiyle, zarafetiyle değil; varoluşuyla bile bir mucizedir. Hele ki bir yavru… Ürkek ama cesur, küçük ama güçlü. Hayatın sert rüzgârlarıyla karşılaşacağını bilmeden, sadece içgüdülerine güvenerek büyümeye çalışan bir minik yolcu.
Ne gariptir ki, doğada her şey olması gerektiği gibi ilerler. Anne geyik, yavrusunu saklar; rüzgâr kokusunu taşır; ağaçlar gölge olur; otların arasındaki kuşlar bile sessizliğe bürünür. Ama insan… İnsan çoğu zaman bu uyumun dışına düşer. Çünkü biz, bize ait olmayanı sahiplenmeyi, kontrol etmeyi, müdahale etmeyi çoğu zaman “koruma” sanırız.
Oysa alaca geyik yavrusunun bize anlattığı bambaşka bir şey var:
Doğanın en büyük ihtiyacı, yalnız bırakılmaktır.
Bir yavruyu gördüğümüzde içimizde bir şefkat dalgası yükselir. Dokunmak, sevmek, sahiplenmek isteriz. Fakat bu iyi niyet, kimi zaman doğanın kendi döngüsünü bozabilir. Bir anne geyik, yavrusuna yaklaşan insan kokusunu hissettiğinde geri dönmeye çekinebilir. Yavrunun kaderi, bizim merakımız kadar ince bir çizgiye bağlıdır aslında.
Doğanın içindeki bu pamuk ipliği dengesi, bize önemli bir hatırlatma yapar:
Sevgi bazen dokunmak değil, uzak durmaktır.
Kimi zaman sosyal medyada paylaşılan o minik yüzler, büyük bir tehlikenin habercisi olur. İnsan, iyi niyetli ama bilgisiz yaklaşımıyla farkında olmadan bir yavrunun yaşam mücadelesine zarar verebilir. Bu yüzden “korumak”, çoğu zaman “izlemekle” başlar.
Bir alaca geyik yavrusu gördüğümüzde yapmamız gereken ise çok basittir:
Sessizce geri çekilmek, gözümüzle sevmek, doğaya saygı duymak.
Çünkü doğa kendi evlatlarını bizden çok daha iyi büyütür.
Belki de o küçücük yavru, bize kendi içimizde kaybettiğimiz bir şeyi hatırlatır:
Masumiyeti, sadeliği, yaşamın çıplak güzelliğini…
Hatta belki de onun ürkek bakışında, bizim unuttuğumuz huzurun gölgesi vardır.
Bugün bu köşede bir alaca geyik yavrusundan bahsetmek, aslında doğaya değil, insana bir hatırlatma yapmaktır. Doğanın mucizelerine sahip çıkmak için onları kucaklamamız gerekmez; bazen sadece alan açmamız, sadece varlıklarına saygı duymamız yeter.
Bir yavru için dünya tehlikelerle dolu olabilir.
Ama gerçek tehlike, insanın doğayı anlamadan yaptığı her dokunuşta gizlidir.
Ve belki bir gün, hepimiz doğaya dokunmadan da sevebilmeyi öğrendiğimizde, alaca geyik yavrusu yalnızca bir hayvan değil, bir öğretmen olacaktır.

YORUMLAR