Hayat bazen insanın elinden en sıradan sandığı şeyleri alarak öğretir gerçekleri. O zaman anlarız; aslında “sıradan” dediğimiz şeylerin ne kadar büyük bir nimet olduğunu.
Ankara’da yaşayan 79 yaşındaki Mustafa Akbıyık’ın hikâyesi de tam olarak böyle bir hikâye.
Düşünün…
Bir insan tam 34 yıldır su içemiyor.
Evet, yanlış okumadınız.
Bir yudum su.
1992 yılında sobalı evlerinde yaşanan kömür zehirlenmesi sonrası hayatı tamamen değişmiş. O gün yaşanan zehirlenme, sadece bir sağlık problemi olarak kalmamış; Akbıyık’ın zihninde ve bedeninde derin bir iz bırakmış.
Hastanede iki gün komada kalmış.
Ama asıl zorluk komadan sonra başlamış.
Çünkü o günden sonra su içmek onun için sıradan bir eylem olmaktan çıkmış.
Bir yudum su içmeye çalıştığında tiksinti hissi oluşuyor, kendini kaybedecek gibi oluyor. İlaç içmesi gerektiğinde çocukları ellerini tutmak zorunda kalıyor. Tam 34 yıldır su içemeyen bir insanın çaresizliği, aslında hepimize çok şey anlatıyor.
Düşünün…
Biz çoğu zaman susadığımızda farkında bile olmadan musluğu açıyoruz.
Bir bardak su dolduruyoruz.
İçiyoruz.
Bitti.
Ama Mustafa Akbıyık için su, artık ulaşamadığı bir şey.
Bu yüzden onun sözleri insanın içine dokunuyor:
“1992 yılından bu zamana kadar suya hasret kaldım ve gülmeye hasret kaldım.”
Bir insanın “suya hasret kaldım” demesi bile başlı başına bir dram. Ama “gülmeye hasret kaldım” demesi, bu hikâyenin aslında sadece bir sağlık sorunu olmadığını gösteriyor.
Çünkü bazı hastalıklar sadece bedeni değil, insanın hayat sevincini de etkiliyor.
Akbıyık bugün sadece gazoz ve çay içebildiğini söylüyor. Günde yaklaşık 15 bardak çay içiyor. Ama kola, meyve suyu ya da su… Bunların hiçbiri onun için mümkün değil.
En çok istediği şey ise aslında çok basit:
“Ben de mutlu olmak istiyorum.”
Bu cümle bir insanın en sade ama en güçlü isteğini anlatıyor.
Mutlu olmak.
Su içebilmek.
Bir yudum içecekten keyif alabilmek.
Hayatın küçük şeylerinden zevk alabilmek.
Aslında hepimizin her gün yaşadığı ama çoğu zaman kıymetini bilmediği şeyler.
Mustafa Akbıyık’ın hikâyesi bize bir gerçeği hatırlatıyor:
Hayatın en büyük nimetleri bazen en basit görünen şeylerdir.
Bir bardak su gibi.
Ve belki de bu hikâyeden çıkarılacak en büyük ders şu:
Şikâyet ettiğimiz birçok şey, aslında sahip olduğumuz büyük nimetlerin gölgesinde kalıyor.
Bugün su içebiliyorsak…
Bugün gülebiliyorsak…
Belki de gerçekten şükretmemiz gereken çok şey vardır.

YORUMLAR