Ehline denk gelmeyen her şey ziyan olur; can da, inci mercan da.”
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Birkaç gün önce gündeme düşen Fransız vatandaşı Sylvie Yasmina’nın hikayesi herkesin kanını dondurdu. 12 yıl önce Pakistan’da tanıştığı adamla evlenip hayatı adeta zindana dönen bir kadının sessiz çığlığı, küresel basında yankı buldu. Sylvie, 12 sene önce evlilik adı altında farkında olmadan aslında bir kölelik sözleşmesi imzalamıştı. Viraneden bozma bir evde hem fiziksel hem de ruhsal şiddete maruz kalan; pasaportuna el konularak hürriyetinden, vatanından ve sevdiklerinden koparılan bir kadın… Üstelik insanın yaşamını imkansız kılan zor şartlar altında, ayağında prangalarla resmen 12 yıl boyunca karanlığa terk edildi.
Sylvie’nin hikayesinin yanı sıra yüzündeki o inanılmaz değişim hepimizin içini yaraladı. Bir insan nasıl bu kadar kısa sürede 50 yaş birden yaşlanabilirdi? Yaşadığı o korkunç anların izleri, yüzünün her milimine adeta kazınmıştı. Gözlerinin ışığı söndürülmüş, bir zamanlar ay gibi parlayan yüzü, senelerdir susuz bırakılmış çatlak bir toprağa dönmüştü. Yılların verdiği yorgunluk ve çaresizlik, bedenini ve ruhunu zalim bir zaman makinesinin içinde yok etmiş, koca bir ömrü paramparça etmişti. Yıllar sonra oğlunun cesareti sayesinde sesini duyurdu ve nihayet bu esaret hayatı, giden ömre rağmen son buldu.
Duymadığımız Kaç Sessiz Çığlık Var?
Günümüzde kim bilir kaç evde, kaç kadının sessiz çığlıkları yükseliyor ve bizler acaba bunların kaçını duyuyoruz?
Yolda gördüğümüz bize bakan o gözlerde kaçının hayallerinin soldurulduğunu mutsuz bir evlilik içinde olduğunu nereden bilebiliriz? Kaç kadının kötü zamanlar yaşadığını duyar olduk ya da onlar bizlere yaralarını gösterir oldu. Dört duvar içinde yaşanılan her kötü anı oysaki yüzlere işlemeye başlayıp zamana yenil düşüyor bir yerden sonra ve sessiz çığlıklaro artık bedenlerinde dile gelmiş oluyor.
İnsan biriyle yaşlanmalı, biri yüzünden yaşlanmamalı…
Kadın seviyor , benimsiyor nice hayaller içinde eşine güvenip evleniyor. Oysa evlilik için büyükkerimizinde dediği gibi kesilmemii karpuz ve ne çıkacağınk bilmeden kimi hayatının baharını yaşarken kimi de cehennemi ölmeden yaşıyor. Kimi gönüller çiçek açarken kimi de daha çiçeği burnunda evlilikte ya şiddete uğruyor ya aldatılıyor ya da en acısı hayatınjn baharında hayatından sevdiği ve güvendiği erkek yüzünden koparılıyor.
Evlilikte atılan imzalar meğerse hayatının geri kalan kaderini de değiştiriyor iyiye denk gelen cenneti yaşarken ehline denk gelmeyen de ziyan olup gidiyor.
Evlilik adı altında kaç kadının ömrü ziyan olup gidiyor; kadınlar hayatlarını adadıkları adamlar tarafından aldatılıyor, yok sayılıyor, maddi ve manevi şiddete uğruyor. Hem toplum baskısı hem de çocukları için nice kadın, içindeki çığlığı sessize alıp kendi bataklığında çırpınmaya mahkum oluyor. Zaman akıp geçiyor; kadın her gün aynı kahredici döngü içinde yok olurken, erkek son derece gamsızca hayatına devam ediyor.
Kadınlar duygusal yaratılışları gereği aşka ve sevgiye hayatlarında büyük bir yer ayırırken, ne yazık ki hayatlarına aldıkları erkekler onların dünyasını karartabiliyor. Mevlana’nın da dediği gibi; nice ehline denk gelmeyen kadın, dört duvar arasında, en karanlık gecelerde ziyan olup gidiyor ve hayatları zalim bir elin gölgesinde erkenden soluyor.

YORUMLAR