Güney-Doğu Anadolu ve Doğu Anadolu’muzun o zamanın koşullarında mahrumiyet bölgesi sayılan illerimizin en ücra köşelerinde vatani görevimi tamamladıktan sonra doğup büyüdüğüm Kuvayı Milliye Kenti olarak her zaman ve her yerde gururla bahsettiğim, özellik ve güzellikleriyle halen eksiklikleriyle birlikte de iftihar etmeye devam ettiğim Balıkesir’imizde yüksek okul terk ve iki defa da belgelenmiş bir birey olarak kamu görevi sürdürürken 1982 yılında çıkartılan öğrenci affı sonunda yüksek öğrenime devam etme hakkımı değerlendirdim. Gençlik dönemim gerilerde kalmıştı ve ben olgunlaşıyordum artık. Bu defa afzede bir öğrenci ve çalışan bir memur olarak etli ile sütlüye karışmadan, yanlı ve yanlış tutum ve davranış sergilemeden, yasa ile kanun ve yönetmelikler ve de örf ve adetlerimize uyarak öğrencilerin bitirdiği dört yıllık fakülteyi bendeniz dokuz yılda bitirmiş oldum. Ve Mezuniyet akabinde yapılan Öğretmen Yeterlilik Sınavında da iyi bir derece yaparak atanmaya hak kazanmış oldum. Nedendir hala çözemediğim benim gibi sınavı asil kazanları doğu ile güneydoğu bölgelerimize ve de yeterli puan alamayıp da yedek olarak sınavı kazanmışları da Anadolu’muzun orta ile batı bölgelerine atadılar daha sonraları. Neyse her işte bir hikmet vardır deyip ve kurum değiştirerek Serhat İlimiz Ağrı’nın küçük ölçekli Taşlıçay Lisesi Tarih Öğretmenliğine gönderildim. Türk Bayrağı’nın dalgalandığı her yerde görev yapılır anlayışı ile gittim karlı dağların ardına. Daktilo kullanmayı ve yazışma ile arşiv iş ve işlemlerini, sunuculuk ile etkinlik düzenlemeyi vb. çok iyi becerebilenlerden bir birey olduğum için kısa bir süre öğretmenlik yaparken kendimi Müdür Yardımcısı odasında buldum. Bir yıl gibi bir zaman ötesinde de okul müdürümüz Ağrı Eğitim Yüksek Okuluna Öğretim Görevlisi olarak gittiğinden Süleyman’ı bana teslim ettiler ve Okul Müdürü yapıldım. İlçenin tek Lisesi’nin yöneticisi olarak Ortaokul dâhil 1100 öğrenci 3 müdür yardımcısı ve 50 kadar öğretmen, 2 memur, 1 kütüphane memuru, 4 hizmetliyle işi sahiplendim. Ve de ister istemez eğitim ve öğretim ile bürokrasi yanında etkinlikler ve velilerle olan diyaloglar ile halkla haşir neşir olma bağlamında yöremize ASPİRİN olma hizmetlerinin sunumunu gerçekleştirmeye ve de en önemlisi devletimizi temsil edebilmeye yoğunlaştım. Ağrı Valiliği’nde Öğretim Görevliliği yanında Nüfus Planlama Komisyonu’nda da görevlendirildim. Zaman zaman gerekli toplantılara giderken Halis ÇAKMAK (Taşlıçay İlçesinde Haliso Gejo olarak tanınır.) isimli hem öğrenci velim ve hem de İl Encümeni, yörenin eşrafından, sürekli Grant Tuvalet gezen bir beyle gidip geliyoruz. Yaşı benden büyük olduğu için Halis Ağabey diye hitap ediyordum. Şimdilerde öbür âleme göçmüştür ve toprağı bol olsun inşallah. Haliso = Halis, Gejo = Delişmen yaratıklar için kullanılan bir kelimedir karlı dağların arkasında canlarım. Bürokrasi’den muhabbet ederken Halis ÇAKMAK Ağabeyime “Taşlıçay İlçemize ikinci bir Lise, Yatılı İlköğretim Bölge Okulu, 2 tane daha İlkokul açtıralım, Sağlık Ocağı ihtiyaca cevap veremiyor bir hastane yapılsın vb.” önerilerde de bulunuyorum. Fırsatını bulduğumda Vali Bey’e de bu hususları ifade edebiliyorum. İlerleyen günlerde benim de katıldığım bir toplantıda Vali Bey: “Taşlıçay İlçesine 1 Yatılı İlköğretim Bölge Okulu ile 1 İlkokul ve yeni bir Hastane yapalım” önerisinde bulundu ve bürokraside encümenlerin daha fazla söz hakkı olduğu için bizim Halis ÇAKMAK (Haliso Gejo) İl Encümeniz; “VALİ PAŞA SEN BİLİRSİN!” demez mi? Vali Bey de “Her şeyi Ben bileceksem senin ne işin var bu toplantıda?” Deyince beni bir gülmek aldı içinden. Gülmemek için içgüdülerimi zor mu zor bastırabildim canlarım. Karlı Dağların arkasındaki yaşamımdan yadsınamaz bir hatıramı sizinle de paylaşmış oldum. Hz. Mevlana’mızın: “Kargalar ötmeye başlayınca bülbüller susar.”; Çin’li düşünür Huang-Çe’nin: “Planınız bir yıl ise pirinç ekin, on yıl ise ağaç dikin, yüz yıl ise insanları eğitin.” Dediği gibi düşünüyorum…