Zaman zaman hepimiz geçmişin gölgesinde kalırız. Eski anılar, yaşanmışlıklar, pişmanlıklar ya da kayıplar… Zihnimizde dönüp duran bu hatıralardan kurtulmak, onları unutmak isteyebiliriz. Ancak ne kadar çabalarsak çabalayalım, bazen unutmak, hatırlamaktan daha zor olur. Peki, neden bazı şeyleri unutmak bu kadar zordur?
İnsan beyni, anıları sadece saklamakla kalmaz; onları her hatırladığımızda yeniden inşa eder. Bu yeniden inşa süreci, anıyı daha derine kazır ve onu zihnimizde daha kalıcı hale getirir. Örneğin, acı veren bir olayı ne kadar çok düşünürsek, o olay beynimizde o kadar güçlü bir yer edinir. “Unutmalıyım” dedikçe aslında hatırlama döngüsünü besleriz.
Bir nevi, unutmak için çabaladıkça unutamamamızın nedeni de budur. Beynimiz, “Bu önemli, bunu unutmamalıyım” mesajını alır ve bu anıyı koruma altına alır. Sonuç? O anı, sanki dün yaşanmış gibi tazeliğini korur.
Unutmayı zorlaştıran bir diğer etken ise duygusal bağlardır. Özellikle derin duygular yaşadığımız anılar, beynimizin hipokampus ve amigdala bölgelerinde güçlü izler bırakır. Sevgi, öfke, hüzün, mutluluk… Hangi duyguyu yoğun yaşadıysak, o anı zihnimizde o kadar canlı kalır.
Özellikle kayıplar ve biten ilişkiler söz konusu olduğunda, sadece yaşananları değil, onlarla birlikte gelen duyguları da unutmak zorlaşır. İnsan, duygularını unutmayı öğrenmez. Belki de bu yüzden eski bir aşkı ya da kaybettiğimiz birini unutmak yerine, onlarla yaşamayı öğreniriz.
Hepimiz “Zaman her şeyin ilacıdır” sözünü duymuşuzdur. Gerçekten öyle mi? Aslında zaman, anıları silmez. Yalnızca onları eskidir. Anıların üzerini yeni anılarla kaplar, tıpkı eski bir duvarın yeni kat boya ile örtülmesi gibi. Ancak duvarın altındaki katmanlar hala oradadır. Bazen küçük bir koku, bir şarkı ya da tanıdık bir manzara o eski katmanları açığa çıkarır.
Bu nedenle, unutmak aslında anıyı silmek değil; onunla barışmak, kabullenmek ve hayatımıza devam edebilmek anlamına gelir. Zamanın yaptığı ise bize bu süreci yönetme gücü vermektir. Anılar hala oradadır ama artık canımızı acıtmaz, çünkü onlarla yaşamayı öğrenmişizdir.
Unutmaya çalışmak yerine, kabul etmeyi öğrenmek belki de en sağlıklı yoldur. Geçmişte yaşadıklarımız, kim olduğumuzu belirleyen parçalardır. Onları reddetmek, kendimizden bir parçayı inkar etmek gibidir.
Geçmişimizle barışmak, hatalarımızı ve yaşadıklarımızı olduğu gibi kabul etmek, hafızamızla ve duygularımızla daha sağlıklı bir ilişki kurmamıza yardımcı olur. Zor da olsa, kabul etmek, unutmaya çalışmaktan daha az enerji harcatır ve bizi duygusal olarak daha güçlü kılar.
Unutmak, beynin doğasına aykırıdır. Aslında hiçbir şeyi tamamen unutmuyoruz; sadece bazı anılar, diğerlerinin arasında kayboluyor ya da önemsizleşiyor. Hayatımızın ilerleyen dönemlerinde, eskiden büyük görünen bir anı, küçücük bir detay haline gelebiliyor.
Belki de yapmamız gereken, unutmak için çabalamak yerine, yaşadığımız her şeyi hayatımızın bir parçası olarak kabul etmek. Çünkü unutmak, hatırlamaktan daha zor. Ancak kabul etmek, geçmişin yükünü hafifletir ve geleceğe daha özgür adımlar atmamızı sağlar.
YORUMLAR