18 Aralık tarihinde İstanbul’un farklı ilçelerinde eş zamanlı operasyonlar gerçekleştirildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen uyuşturucu soruşturması kapsamında yapılan bu operasyonlar, dosyada ünlü isimlerin yer almasıyla birlikte kısa sürede kamuoyunun odağına yerleşti.
Operasyon haberlerinin yayılmasıyla birlikte soruşturmanın içeriğinden çok, adı geçen isimler konuşulmaya başlandı. Kim gözaltına alındı, kim adresinde bulunamadı, kim hakkında yakalama kararı çıkarıldı soruları, adli sürecin önüne geçti. Hukuki bir dosya, birkaç saat içinde magazin gündemine dönüştü.
Aleyna Tilki, Danla Bilic, İrem Sak ve Mümine Senna Yıldız’ın gözaltına alındığı iddiaları gün boyunca sosyal medyada geniş yankı buldu. Bunun yanı sıra dosyada adı geçen bazı isimlerin adreslerinde bulunamadığı bilgisi de kamuoyuna yansıdı. Melisa Döngel, Yusuf Güney ve Cihan Şensözlü’nün ikametlerinde yapılan kontrollerde kendilerine ulaşılamaması, soruşturmanın hâlâ çok yönlü şekilde sürdüğünü ortaya koydu.
Ayrıca soruşturma kapsamında Şevval Şahin, Şeyma Subaşı ve Mert Vidinli hakkında yakalama kararı çıkarıldığı bilgisi paylaşıldı. Kolluk kuvvetlerinin bu isimlere yönelik çalışmalarını sürdürdüğü, adres ve konum tespitine ilişkin işlemlerin devam ettiği belirtildi.
Henüz savcılık süreci tamamlanmadan, ifadeler alınmadan, kamuoyunda adeta kesin bir kanaat oluştu. Oysa günün ilerleyen saatlerinde gözaltına alındığı belirtilen Aleyna Tilki, Danla Bilic, İrem Sak ve Mümine Senna Yıldız’ın ifadelerinin ardından serbest bırakıldığı bilgisi paylaşıldı.
Ne var ki bu gelişme, ilk iddialar kadar hızlı ve güçlü bir şekilde yayılmadı. Çünkü suçlama, çoğu zaman gerçeğin önüne geçiyor. Temize çıkmak ise sessizce geçiştiriliyor. Oysa hukukun temel ilkesi açıktır: Gözaltı suç değildir, soruşturma mahkûmiyet anlamına gelmez.
Bazı isimlerin adreslerinde bulunamaması, bazıları hakkında yakalama kararı çıkarılması ve bazı şüphelilerin serbest bırakılması, dosyanın hâlâ açık ve dinamik olduğunu gösteriyor. Buna rağmen isimlerin kamuoyuna yansıma biçimi, masumiyet karinesinin ne kadar kolay göz ardı edildiğini bir kez daha ortaya koydu.
Ünlü olmak, hukukun üstünde olmak değildir. Ancak ünlü olmak, çoğu zaman daha hızlı yargılanmak anlamına geliyor. Bir dosyada adının geçmesi, kamuoyu nezdinde suçlu ilan edilmek için yeterli sayılıyor. Sonrasında ise zedelenen itibarlar ve kalıcı algılar kalıyor.
Bu olay, yalnızca adli bir sürecin değil; toplumun yargılama reflekslerinin, medyanın hızla hüküm dağıtan dilinin ve sosyal medyanın linç kültürünün de bir yansımasıdır. Adalet dosyada konuşur, manşetlerde değil.

YORUMLAR