Bir sabah düşünün… Gün henüz yeni başlarken, insanlar işine yetişme telaşında, esnaf kepenk açma derdinde, bir başkası günlük nafakasını kazanmanın peşinde. Her şey sıradan, her şey olması gerektiği gibi… Ta ki bir kişinin karanlığı, üç ayrı hayatı bir anda altüst edene kadar.
İskenderun’da yaşanan bu olay, yalnızca bir asayiş haberi değil; aslında görmezden gelinen, ertelenen ve büyüyen bir toplumsal sorunun çarpıcı yansıması. Cezaevinden yeni çıktığı öğrenilen, çok sayıda suç kaydı bulunan bir şahsın; tanımadığı insanlara, sebepsiz bir şekilde saldırması… Üstelik bunu bir “yemek yok” cevabının ardından yapması… Bu, sadece bir öfke patlaması mı, yoksa sistematik bir çöküşün dışa vurumu mu?
Bir dönerci… Ekmek teknesinin başında, belki de günün ilk müşterisini beklerken ölümle burun buruna geliyor. Bir taksici… Gün boyu direksiyon başında ekmeğini kazanmak için yollara düşmüşken, bir anda hedef haline geliyor. Ve bir vatandaş… ATM’den para çekiyor, belki evine ekmek götürecek, belki borcunu ödeyecek… Ama sırtından aldığı darbe ile hayatı bir anda değişiyor.
Bu üç insanın ortak noktası ne? Hiçbiri saldırganı tanımıyor. Hiçbiri bu saldırıyı hak edecek bir şey yapmıyor. Hiçbiri hedef değil… Ama hepsi mağdur.
İşte tam da burada durup düşünmek gerekiyor.
Bu olay bize ne söylüyor?
Birincisi; bağımlılık meselesi artık bireysel değil, toplumsal bir güvenlik sorunu haline gelmiş durumda. Madde bağımlılığı, sadece kullanan kişiyi değil; onun etrafındaki herkesi tehdit ediyor. Kontrolsüzlük, öfke ve gerçeklikten kopuş… Hepsi bir araya geldiğinde ortaya öngörülemez bir tehlike çıkıyor.
İkincisi; suç kaydı kabarık olan bir kişinin, yeterli rehabilitasyon süreci olmadan topluma yeniden kazandırılmaya çalışılması, aslında yeni mağdurların önünü açıyor. Cezaevi kapısından çıkan her birey “özgür” olabilir ama “hazır” mı? İşte asıl soru bu.
Üçüncüsü; sokakta yürüyen, işini yapan, hayatını sürdüren sıradan insanlar artık “tesadüfi hedefler” haline geliyor. Bu, toplumda en tehlikeli psikolojidir. Çünkü bu durumda hiç kimse kendini güvende hissedemez.
Bugün Hatay’da yaşanan bu olay, yarın başka bir şehirde, başka bir sokakta tekrar edebilir. Ve biz yine aynı soruları sorarız: “Nasıl oldu?”, “Neden engellenemedi?”, “Daha önce neden önlem alınmadı?”
Oysa cevaplar çok uzak değil.
Bağımlılıkla mücadelede daha etkin politikalar, suçluların rehabilitasyon sürecinde daha sıkı denetim, toplum güvenliğini önceleyen önleyici adımlar… Bunlar artık bir tercih değil, zorunluluk.
Çünkü mesele sadece bir saldırgan değil.
Mesele, o saldırganın aramızda nasıl bu kadar kontrolsüz dolaşabildiği.

YORUMLAR