Herkesin hayatı boyunca bir kez de olsa görmek istediği, havasını içine çekip sokaklarında özgürce gezeceği, anılarına yenisini eklerken en özel ve en güzel hikayesini biriktirmek istediği bir şehir mutlaka vardır. Benim için o şehir, çocukluğumdan beri düşlerimi süsleyen Mardin’di.
Televizyonda gördüğüm dizilerden, filmlerden zihnime kazınan; özellikle o köklü kültürün zarafetiyle beni cezbeden kehribar rengi taş evler, dar sokaklar ve asırlık caddeler her yıl beni oraya davet ediyordu. Telkari sanatının o incecik gümüş dokuları, kokusu buraya kadar gelen lezzetli yemekleri ve sınırsız bir huzur vaadeden coğrafyasıyla nihayet 38 yaşımda kucaklaştım.
Zamanın Durduğu Kapı: Eski Mardin
Bir şehir bir insanı ne kadar büyüleyebilirlerse, Mardin beni o kadar büyüledi. Kuzey Mezopotamya’nın bu en büyüleyici açık hava müzesinde adeta zaman algımı yitirdim. Eski Mardin’e doğru o dik yokuşu tırmanıp meşhur Mardin Kapısı’na vardığınızda, sanki bir zaman makinesine adım atıyorsunuz. Kapının gerisi son derece modern, koşturmacalı bir şehirken; kapıdan adımınızı attığınız an akrep ile yelkovan 200 yıl, hatta bin yıl öncesine sarıyor kendisini. Karşınızda tüm heybetiyle duran, asırlardır medeniyetleri beslemiş o meşhur, bereketli Mezopotamya toprakları ve onun eşsiz kültürü…
Bu büyülü atmosferin ardından, sinematografik dokusuyla beni kendine çeken Midyat’ın yolunu tuttum. Özellikle Hükümet Kadın filmindeki o samimi, doğal ve içten sahnelerin izini sürmek için can atıyordum. İtiraf etmeliyim ki, karşılaştığım manzara beklediğimin de ötesinde, tam anlamıyla büyüleyiciydi.
Dinlerin ve Dillerin Kardeşliği: Asırlık Bir Miras
Mardin’i sadece taştan ibaret bir şehir olarak görmek ona haksızlık olur. Burası Subarular’dan Hurriler’e, Asurlular’dan Persler’e, Romalılar’dan Osmanlılar’a kadar onlarca medeniyetin harmanlandığı, her taşında farklı bir imparatorluğun izini taşıyan devasa bir tarih sahnesi. İpekyolu’nun bu en stratejik durağı, asırlar boyunca cami minareleriyle kilise çanlarının sesini aynı gökyüzünde buluşturmuş, dinlerin ve dillerin kardeşliğini dünyaya kanıtlamış bir hoşgörü başkenti. İşte o sokaklarda yürürken içinize çektiğiniz hava, sadece temiz bir dağ havası değil; binlerce yıllık bir tarihin ta kendisine ait.
Damağa Mühürlenen Lezzetler ve Sokakların Ritmi
Mardin, mutfak kültürüyle de insanı kendine hayran bırakan cinsten. Her köşebaşından yükselen neşeli müzikler eşliğinde dans eden, halay çeken insanları izlemek ruhunuza muazzam bir enerji katıyor. Sokaklarda yürürken burnunuza çalınan o mis gibi Süryani çöreği kokusu, lezzetini damağınıza mühürleyen mor badem şekerleri ve her iş yerinin önünde cömertçe ikram edilen tadımlıklar sizi adeta bir lezzet şölenine davet ediyor. Bölge insanının o meşhur misafirperverliği, içtenliği ve ikram ettikleri o her derde deva çayların tadı uzun süre hafızanızdan silinmeyecek cinsten.
Mardin’e Gitmek İsteyenlere Yol Notları
Eğer bu tarihi mirası listenize eklediyseniz, size birkaç küçük tavsiyem var:
Zamanlama Önemli: Mardin’e gidilecek en güzel zaman kesinlikle Nisan başı – Haziran ortası ya da Ekim ortasıdır. Bu coğrafya, tıpkı insanı gibi sıcak kanlıdır; yazın yakar, kışın ise dondurur. Bu yüzden gezinizi mutlaka bahar aylarına denk getirin.
Sakinliği Seçin…
Resmi tatillerde ya da bayramlarda gitmekten kaçının. Şehir adeta bir insan seline dönüşüyor. Dokuyu hakkıyla hissedebilmek için sakin dönemleri tercih edin.
Ruhu Hissetmek İçin Konaklama: Konaklama tercihiniz mutlaka Eski Mardin bölgesindeki o tarihi taş konaklardan yana olsun. Böylece tüm tarihi dokuyu yürüyerek gezebilir, gecesi gerdanlık gündüzü seyranlık olan bu şehre gece pencerinizden tekrar aşık olabilirsiniz.
Mardin, bende bıraktığı derin izlerle çocukluk rüyamı gerçekleştiren ve ruhumu tazeleyen bir durak oldu. Gezilecek yerler listenizde hala ilk sıralarda değilse, acele edin; Mezopotamya sizi çağırıyor.
Mardin gezisi sonrası içinizde bir daha gitmek isteği ve hatta o kadim şehirde yaşama isteği doğacaktır.

YORUMLAR