Bir zamanlar uzun kuyruklar denince akla ramazan pidesi gelirdi. Şimdi ise aynı manzarayı kuyumcu önlerinde görüyoruz. Üstelik bu kez mesele karın doyurmak değil, “değeri korumak.”
Kocaeli’de yaşanan tablo aslında çok tanıdık: Altın fiyatı biraz geriliyor, vatandaş soluğu kuyumcuda alıyor. Gram altın 7 bin 600 lirayı gördükten sonra 6 bin 900’lere düşünce bir anda cazip hale geliyor. Çünkü bu ülkede düşüş, çoğu zaman “fırsat” olarak okunur. Ve fırsat kaçırılmak istenmez.
Ama burada asıl dikkat çeken şey fiyat değil, o kuyruğun kendisi.
İnsanlar sabahın erken saatlerinde sıraya giriyor, ne alacağını tam bilmeden bekliyor. “Düşüyor mu, çıkıyor mu?” sorusunun cevabını kimse net olarak bilmiyor. Ama herkes aynı duyguyla hareket ediyor: “Bir şekilde kâr ederim.”
Bu cümle aslında bugünün ekonomik ruh halini özetliyor.
Altın, sadece bir yatırım aracı değil; belirsizlik karşısında bir sığınak. Döviz dalgalı, piyasalar kırılgan, yarın ne olacağı net değil. Böyle bir ortamda vatandaş için en güvenli liman yine altın oluyor. O yüzden kuyruğa giren insanlar sadece altın almıyor; aynı zamanda içini rahatlatacak bir şey arıyor.
İşin ilginç tarafı şu: Kuyruğa girenlerin çoğu profesyonel yatırımcı değil. Grafik okumuyor, analiz yapmıyor. Ama bir şeyin farkında: “Bugün almazsam yarın daha pahalı olabilir.”
Bu düşünce, piyasayı yöneten en güçlü psikolojik etkenlerden biri.
Kuyumcuların önünde oluşan bu kalabalık, aslında ekonomik verilerden çok daha fazlasını anlatıyor. Bu, bir güven meselesi. İnsanların cebindeki parayı nereye koyacağını bilememesi, en eski ve en bildik yönteme yönelmesine neden oluyor.

YORUMLAR