Oğlumla yaz tatilini hem eğlenceli hem de dolu dolu nasıl değerlendireceğiz diye düşünürken, haftalık sinema seanslarımızı bir gelenek haline getirmeye karar verdik. Açıkçası ilk başlarda biraz tereddütlüydüm; karanlık bir salonda, o kadar süre boyunca odağını koruyup koruyamayacağından emin değildim. Ancak salonun büyüsü onu da en az benim kadar sardı. İlk sinema deneyiminin yarattığı o heyecanlı gözler, patlamış mısır kokusuyla birleşince bizim için harika bir anne-oğul ritüeline dönüştü. Bu ay vizyona giren çocuk filmleri arasından, "Mutlaka çocuğunuzla gitmelisiniz" diyeceğimiz, hem yetişkinlerin hem de çocukların ortak gözdesi bir yapımla karşınızdayım: Oyuncak Hikayesi 5. Sinema tarihinin en köklü serilerinden biri olan Oyuncak Hikayesi, 5. filmiyle seneler sonra yeniden bizlerle buluştu. En son filmi izlememizin üzerinden hatırı sayılır bir zaman geçmişti ama bu yeni hikaye, işlediği konuyla beni tam anlamıyla mest etti. Mavi Işık ve Yalnızlaşan Çocuklar Günümüz ebeveynlerinin, özellikle de henüz üç yaşını bile doldurmamış çocukların hayatında devasa bir yer kaplayan "ekran maruziyeti", bugün hepimizin ortak derdi. Film, tam da bu toplumsal kanayan yaraya, oyuncakların dünyasından çok güçlü bir ayna tutuyor. Ekranların çocukları nasıl izole ettiğini, onları gerçek dünyadan ve iletişimden koparıp nasıl yalnızlaştırdığını bir oyuncağın çaresiz ama kararlı gözleriyle izliyoruz. Başını tabletinden, telefonundan kaldırmayan, çevresiyle bağını koparmış çocukların unuttuğu, rafa kaldırdığı ya da bir kenara ittiği oyuncaklar bu kez sessiz kalmıyor. Dile gelen kahramanlarımız, çocukları o mavi ışığın esaretinden kurtarmak, onları yeniden hayata ve akran ilişkilerine kazandırmak için büyük bir birlik kuruyor. Filmden Etkileyici Kesitler ve Sahneler Filmde beni en çok duygulandıran ve düşündüren sahnelerden biri, Woody ve Buzz’ın çocuk odasındaki o sessizlikle yüzleştiği andı. Eskiden kahkahaların, hayal güçlerinin uçuştuğu, oyuncakların her gün yeni bir maceraya koştuğu o renkli oda; yerini sadece tablet ekranından yüzlere vuran soğuk, mavi bir ışığa ve ürkütücü bir sessizliğe bırakmıştı. Çocukların gözlerindeki o canlılık gitmiş, yerini boş bakışlara devretmişti. Bir diğer unutulmaz kesit ise "Unutulanlar Deposu" sahnesiydi. Çocuğun dikkatini tamamen dijital oyunlara vermesiyle birlikte, bir köşeye atılmış, tozlanmış, hatta sokağa terk edilmiş oyuncakların bir araya geldiği o anlar; arkadaşlık bağlarının kopuşunu ve iletişimsizliğin getirdiği o derin yalnızlığı öyle güzel somutlaştırıyordu ki... Ancak hikaye burada karamsarlığa teslim olmuyor. Oyuncaklar el ele verip "Çocuklarımıza hayal güçlerini geri vereceğiz!" diyerek amansız bir mücadeleye girişiyorlar. Gerçek dokunuşların, sokak oyunlarının ve hayal gücünün; ekran lardaki hazır algoritmalara karşı kazandığı o zafer sahneleri izlenmeye değerdi. Hem Eğitici Hem Öğretici Bir Başyapıt Oyuncak Hikayesi 5, sadece çocukları eğlendiren basit bir animasyon değil; bir yanda rafa kaldırılmış oyuncakların hüzünlü hikayesi, diğer yanda arkadaşlık bağlarının ve iletişimsizliğin getirdiği zorlukları işleyen eğitici ve öğretici bir ders niteliğinde. Arkadaşlık ilişkilerinin ekrana yenik düşmesine izin vermeyen, el birliğiyle oyuncakları ve çocukluğu yeniden hayata kazandırmayı amaçlayan bu film; hem çocukların hayal dünyasını renklendirecek hem de biz yetişkinlere çok önemli mesajlar verecek. Bu yaz çocuğunuza verebileceğiniz en güzel hediyelerden biri, onu ekran karşısından alıp bu sinema deneyimine ortak etmek olacaktır. Şimdiden iyi seyirler!