İstanbul metrosunda yaşanan ve kısa sürede Türkiye’nin gündemine oturan olay, aslında yalnızca iki kişi arasında geçen bir tartışma değildir. Bu olay, toplumsal barışa yönelik en büyük tehditlerden biri olan nefret dilinin ne kadar tehlikeli boyutlara ulaşabileceğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Bir vatandaşın, başörtülü bir kadına yönelik “Bütün kapalılar imha edilsin” şeklinde ifadeler kullanması, düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek bir eleştiri değil; doğrudan bir toplumsal kesimi hedef alan açık bir nefret söylemidir. İnancı, yaşam tarzı ya da dış görünüşü nedeniyle insanları aşağılamak, dışlamak ve hatta yok edilmesini istemek; demokratik toplumlarda kabul edilemez bir davranıştır.
Türkiye farklı inançların, farklı yaşam biçimlerinin ve farklı düşüncelerin bir arada yaşadığı bir ülkedir. Bir insanın başörtülü olması nasıl hakaret konusu yapılamazsa, başörtüsüz olması da yapılamaz. Hukukun koruduğu temel değerlerden biri, herkesin kendi yaşam tercihleriyle özgürce var olabilmesidir.
Son yıllarda sosyal medyanın da etkisiyle nefret dili giderek normalleştirilmeye çalışılıyor. İnsanlar, öfkelerini ve önyargılarını toplumun belirli kesimlerine yöneltmeyi meşru görmeye başlıyor. Oysa tarih boyunca ayrımcılık ve nefret söylemleri hiçbir topluma huzur getirmemiştir. Aksine kutuplaşmayı, gerilimi ve toplumsal çatışmaları körüklemiştir.
Bu nedenle savcılığın soruşturma başlatması ve şüphelinin adliyeye sevk edilmesi, yalnızca bir kişiyle ilgili hukuki süreç değildir. Bu süreç aynı zamanda toplumun hangi değerleri koruyacağına ilişkin önemli bir mesaj niteliği taşımaktadır. Kimse, kendi dünya görüşünü gerekçe göstererek başka insanların aşağılanmasını, hedef gösterilmesini ya da yok edilmesini isteyemez.
Eleştiri başka şeydir, nefret başka şeydir. Fikir ayrılığı başka şeydir, insanları düşmanlaştırmak başka şeydir. Bir toplumun gerçek gücü, birbirine benzeyen insanların değil; farklılıklarına rağmen bir arada yaşayabilen insanların oluşturduğu ortak vicdandan gelir.
Metroda söylenen birkaç cümle belki saniyeler içinde sarf edildi. Ancak o sözlerin taşıdığı zihniyet, toplumun geleceği açısından çok daha büyük bir soruna işaret ediyor. Bugün başörtülü bir kadını hedef alan nefret dili, yarın başka bir kesimi hedef alabilir. Bu nedenle mesele yalnızca bir başörtüsü meselesi değil, birlikte yaşama kültürünü koruma meselesidir.
Unutulmamalıdır ki; bir toplumda nefret söylemi cezasız kaldığında ayrımcılık büyür, ayrımcılık büyüdüğünde ise toplumsal barış zarar görür. Hukukun ve sağduyunun görevi, tam da bu noktada devreye girerek herkes için eşit ve güvenli bir yaşam alanı oluşturmaktır.

YORUMLAR