Bazı çocuklar oyuncak ister, bazıları yeni bir telefonun hayalini kurar. Bazıları ise küçücük yaşına rağmen yaşadığı şehri, insanları ve geçmişte bu vatan uğruna can verenleri düşünür.
Osmaniye’de yaşayan 10 yaşındaki Abdullah Eman da işte böyle bir çocuk.
Yaşıtları sokakta oyun oynarken ya da telefon ekranının başında saatlerini geçirirken Abdullah, eline fırçasını ve temizlik malzemelerini alarak cami çeşmelerini, hayratları ve şehit mezarlıklarını temizliyor.
Üstelik bunu bir karşılık bekleyerek değil, tamamen gönlünden geldiği için yapıyor.
On yaşındaki bir çocuğun, “Telefon bağımlısı olmaktan korktum, daha yararlı işler yapmak istedim” demesi aslında hepimizin üzerinde uzun uzun düşünmesi gereken bir cümle.
Çünkü bugün yetişkinlerin bile ellerinden düşüremediği telefonların, çocukların dünyasını ne kadar kuşattığını biliyoruz. Oyunlar, videolar, sosyal medya ve bitmek bilmeyen dijital içerikler çocukları gerçek hayattan uzaklaştırabiliyor.
Abdullah ise kendisine farklı bir yol çizmiş.
Evde oturmak yerine sokağa çıkmış, kirli bir çeşmeyi görmüş ve “Birisi temizlesin” demek yerine “Ben temizleyeyim” demiş.
Asıl fark da burada başlıyor.
Hepimiz sokakta çöp görüyoruz. Kirlenmiş çeşmelere, bakımsız mezarlıklara ve ihmal edilmiş ortak alanlara rastlıyoruz. Ancak çoğu zaman başımızı çevirip yolumuza devam ediyoruz. Sorumluluğu belediyeye, görevlilere ya da başka insanlara bırakıyoruz.
Abdullah ise henüz 10 yaşında olmasına rağmen sorumluluğu başkasına atmıyor.
Elinden ne geliyorsa onu yapıyor.
Daha da önemlisi, temizlik malzemelerini almak için babasına yük olmak istemiyor. Annesinin yaptığı kurabiyeleri ve kendi oyuncaklarını satarak kazandığı parayla deterjan alıyor.
Bir çocuğun oyuncaklarından vazgeçerek başka insanların faydalanacağı bir alanı temizlemesi, yalnızca güzel bir davranış değildir. Bu, fedakârlığın en sade ve en temiz hâlidir.
Belki yetişkinler için birkaç şişe deterjanın maddi değeri çok büyük olmayabilir. Ancak bir çocuk için sattığı her oyuncak, kendisine ait küçük bir dünyadan vazgeçmek demektir.
Abdullah bunu hiç tanımadığı insanlar temiz su içsin, cami çeşmeleri güzel görünsün ve şehit aileleri mezarlıkları temiz bulduğunda mutlu olsun diye yapıyor.
İşte insanın yüreğine dokunan taraf tam olarak burada.
Özellikle şehit mezarlıklarını temizlemesi, yaptığı işin anlamını daha da büyütüyor. Çünkü şehitlikler sıradan mezarlıklar değildir. Onlar, bir milletin hafızasıdır. Bugün özgürce yaşadığımız toprakların hangi bedellerle korunduğunu hatırlatan sessiz emanetlerdir.
Abdullah’ın 15 Temmuz öncesinde şehit mezarlıklarını temizleyerek ailelerin mutlu olmasını istemesi, onun yaşından beklenmeyecek kadar güçlü bir vicdana sahip olduğunu gösteriyor.
Beyaz kıyafetler giymesinin nedenini de “Beyaz, aydınlık, umut ve iyilik demek” sözleriyle anlatıyor.
Ne kadar sade ama ne kadar anlamlı bir düşünce…
Bugün çevremizde umutsuzluğu büyüten, kötülüğü sıradanlaştıran ve insanları birbirinden uzaklaştıran çok fazla olay yaşanıyor. Tam da böyle zamanlarda Abdullah gibi çocuklar çıkıp bize iyiliğin hâlâ yaşadığını hatırlatıyor.
Bir hayrat çeşmesini temizlemek dünyayı tek başına değiştirmeyebilir. Bir şehit mezarının üzerindeki toprağı ve yaprakları süpürmek bütün sorunları çözmeyebilir.
Ancak yapılan her iyilik, başka bir insana örnek olur.
Hüseyin Yıldız’ın söyledikleri de bunu açıkça ortaya koyuyor. Ayağı kırık olduğu için şehit amcası adına yaptırılan hayrat çeşmesini temizleyemediğini Abdullah’a anlatıyor. Onu özellikle çağırmadığını belirtmesine rağmen Abdullah ertesi gün gelmekte ısrar ediyor ve çeşmeyi tertemiz yapıyor.
On yaşındaki bir çocuk, tanımadığı bir insanın ihtiyacını duyuyor ve ertesi gün yardımına koşuyor.
Bugün kaç yetişkin aynı duyarlılığı gösterebilir?
Abdullah’ın hikâyesi bize çocukların yalnızca yetişkinlerden öğrenecek bireyler olmadığını da gösteriyor. Bazen yetişkinlerin çocuklardan öğrenmesi gerekir.
Sorumluluk almayı, iyiliği ertelememeyi, çevreye sahip çıkmayı ve bir insana yardım etmek için mutlaka büyük imkânlara ihtiyaç olmadığını Abdullah’dan öğrenebiliriz.
Onun elinde büyük bütçeler, araçlar ya da kalabalık ekipler yok.
Bir fırçası, birkaç temizlik malzemesi ve kocaman bir yüreği var.
Belki de bu nedenle yaptığı çalışma bu kadar kıymetli.
Abdullah, Osmaniye’de “umut veren çocuk” olarak tanınmak istediğini söylüyor. Aslında o bu unvanı çoktan hak etmiş durumda.
Çünkü umut, yalnızca güzel sözler söylemek değildir. Umut, herkesin görüp geçtiği bir kirliliğin önünde durup işe koyulmaktır. Umut, kendi oyuncağından vazgeçip başkasının yararına bir şey yapmaktır. Umut, şehit ailelerinin yüzünde küçük de olsa bir tebessüm oluşturabilmektir.
Abdullah’ın ailesini de ayrıca kutlamak gerekiyor. Böyle bir duyarlılığın ortaya çıkmasında aileden alınan eğitimin, görülen iyiliklerin ve verilen desteğin payı büyüktür.
Çocuklar söylenenlerden çok, gördüklerini öğrenir.
Evinde yardımlaşmayı, paylaşmayı ve insanlara destek olmayı gören bir çocuk, günün birinde eline temizlik malzemelerini alarak şehrine iyilik taşır.
Şimdi Abdullah’ın çağrısına kulak vermek gerekiyor.
Çöplerimizi yere atmayalım. Camileri, çeşmeleri, hayratları ve mezarlıkları temiz tutalım. Ortak yaşam alanlarını yalnızca görevlilerin sorumluluğu olarak görmeyelim.
Çünkü temiz bir çevre, duyarlı insanların eseridir.
Osmaniye’nin küçük Abdullah’ı bize büyük bir ders verdi.
Yaşın iyilik yapmak için engel olmadığını, imkânların azlığının bahane sayılamayacağını ve dünyayı güzelleştirmenin bazen sadece bir fırça, bir kova su ve temiz bir kalple mümkün olduğunu gösterdi.
Bazı insanlar yaşlarıyla değil, yürekleriyle büyüktür.
Abdullah da onlardan biri.

YORUMLAR