Kışın sabahları, gündüzün diğer saatlerinden çok daha farklıdır. Havanın keskin soğuğu henüz evlerin içine tam olarak sinmemişken, insanın içinden garip bir dinginlik geçer. İşte tam o anlarda mutfaktan yükselen Türk kahvesi kokusu, sadece bir içecek hazırladığınızı değil, gününüzün ruh hâlini belirleyecek bir ritüeli başlattığınızı haber verir.
Türk kahvesi, özellikle soğuk havalarda bambaşka bir anlam taşır. Sıcak bir yudumdan çok daha fazlasıdır aslında. Elinize aldığınız ince belli fincanın hafif sıcaklığı, soğuğa karşı küçük ama kararlı bir direnç gibidir. Daha ilk nefeste içeri dolan telve kokusu, insanın zihnini sakinleştirir, dünyayı birkaç dakika yavaşlatır.
Sabah kahvesi, günün koşuşturmasına başlamadan önce verilen minik bir mola niteliğindedir. Bu mola, çoğu zaman kendimizle konuşmanın, düşünceleri toparlamanın ve dışarıdaki ayazı unutmanın bir yoludur. Fincanın içindeki o koyu renkli içecek, adeta soğukla yapılan bir anlaşmadır: “Tamam, dışarısı sert olabilir ama ben hazırım.”
Bazen kahvenin huzuru, insanın içini ısıtmakla kalmaz; hafızasında sakladığı güzel anıları da uyandırır. Çocukluk kışlarını, aile büyüklerinin kahve hazırlayışını, pencereye vuran yağmurun sesiyle birleşen telve kokusunu… Küçük bir fincanın içine bu kadar çok duygunun sığabilmesi belki de sadece Türk kahvesine özgü bir büyüdür.
Kahvenin sabahları verdiği en büyük hediye ise sakinliktir. Birkaç dakika boyunca ne dışarıdaki trafik gürültüsü, ne gündemin telaşı, ne de yapılacak işler listeniz vardır. Sadece siz, sıcak bir fincan ve içinizde ağır ağır büyüyen huzur… Soğuk havaların bu kadar ağır hissedilmesinin sebebi belki de budur; insanı içe kapatır ama aynı zamanda içini arındırır.
Türk kahvesi, kışın o kasvetli günlerinde bir teselli gibidir. Küçük ama etkili. Sesi çıkmayan ama derinden gelen bir dostluk. Nihayetinde sabah kahvesi bize şunu hatırlatır: Hayat bazen küçücük mutlulukların etrafında dönüyor. Kış soğuğu ne kadar sert olursa olsun, bir fincan kahvenin dinginliği her zaman daha güçlüdür.
Ve günün karmaşası sizi içine çekmeden önce, o son yudumu alırsınız. Bir an durursunuz. İçinizden sessizce geçer: “İyi ki bu sabah böyle başladı.”

YORUMLAR