Dünya Kupası defterini bir galibiyetle kapattık.
Evet, gruptan çıkamadık. Evet, iki maçta aldığımız mağlubiyet bizi turnuvanın dışına itti. Ama son düdük çaldığında sahada pes etmeyen, son saniyeye kadar mücadele eden bir milli takım vardı.
Belki de asıl konuşmamız gereken bu.
Türk futbolunun yıllardır en büyük sorunu sadece sonuçlar değil. Mücadeleyi erken bırakmak, moral olarak oyundan kopmak ve umudunu kaybetmek… Bu kez öyle olmadı.
ABD karşısında son ana kadar savaşan bir takım izledik. 90+8. dakikada gelen gol sadece tabelayı değiştirmedi; “Biz son düdük çalmadan teslim olmayız” mesajını da verdi.
Arda Güler’in attığı gol, Dünya Kupası tarihimize geçti. Henüz 21 yaşında rekor kırdı. Ama mesele sadece attığı gol değil. Sahadaki özgüveni, cesareti ve sorumluluk almasıydı.
Orkun Kökçü yine görevini yaptı.
Kaan Ayhan oyuna sonradan girip galibiyeti getiren isim oldu.
Hepsinden önemlisi, tribünlerde 70 binden fazla futbolsever vardı. Binlerce kilometre uzakta bile ay-yıldızlı formayı yalnız bırakmayan insanlar…
İşte futbolun gerçek gücü burada saklı.
Elbette başarısız olduğumuz noktaları görmezden gelemeyiz. Dünya Kupası’na sadece güzel bir galibiyetle veda etmek, kimseyi tam anlamıyla mutlu etmez. Çünkü hedefimiz gruptan çıkmak olmalıydı.
Ancak bazen turnuvalar sadece kupalar kazandırmaz.
Bazen geleceği gösterir.
Bu turnuva bize genç oyuncularımızın artık büyük sorumluluk alabilecek seviyeye geldiğini gösterdi. Arda Güler, Can Uzun ve birçok genç isim, önümüzdeki yıllar için umut verdi.
Kaybettik…
Ama umudu kaybetmedik.
Belki bu Dünya Kupası istediğimiz gibi bitmedi. Ancak son maçta ortaya konan karakter, gelecek turnuvalar için önemli bir mesaj verdi.
Şimdi yapılması gereken şey, bu galibiyetle avunmak değil; bu mücadeleyi daha büyük başarılara dönüştürecek adımları atmak.
Çünkü Türk futbolu, sadece son maçları kazanmak için değil, kupalara uzanmak için mücadele etmeli.

YORUMLAR