Ayvalık’ta düzenlenen “Depremselliği ve Yapı-Zemin İlişkisi” konulu konferans, aslında hepimizin bildiği ama çoğu zaman görmezden geldiği bir gerçeği bir kez daha yüzümüze vurdu: Bu topraklarda deprem bir ihtimal değil, kaçınılmaz bir gerçek.
Japon deprem uzmanı Yoshinori Moriwaki’nin yaptığı değerlendirmeler, sadece teknik bilgilerden ibaret değildi. Aynı zamanda bir uyarıydı. Türkiye’nin de Japonya gibi aktif bir deprem kuşağında yer aldığını söylemek yeni bir bilgi değil. Ancak mesele, bu gerçeği ne kadar ciddiye aldığımızda düğümleniyor.
Bugün hâlâ yapı-zemin ilişkisinin yeterince dikkate alınmadığı, denetimlerin tartışmalı olduğu ve en önemlisi milyonlarca yapının risk taşıdığı bir ülkede yaşıyoruz. Moriwaki’nin dikkat çektiği gibi, yapı stoğunun büyük bir kısmı kaçak ya da standart dışı. Bu, sadece bir istatistik değil; her biri içinde yaşam olan, hayat barındıran yapılar demek.
Öte yandan, Türkiye’deki deprem yönetmeliğinin Japonya’dan bile daha katı olduğu gerçeği, aslında sorunun teknik yetersizlikten çok uygulama eksikliği olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Yani mesele “bilmemek” değil, “uygulamamak”.
Geçmişte yaşanan depremler bize çok ağır bedeller ödetti. 1939 Erzincan, 1999 Marmara ve daha niceleri… Her seferinde “ders alacağız” dedik. Peki gerçekten aldık mı?
Japonya örneği burada kritik bir noktada duruyor. Aynı hatta daha şiddetli depremler yaşayan bir ülke, nasıl oluyor da daha az can kaybı veriyor? Cevap basit ama uygulaması zor: Disiplin, denetim ve toplumsal bilinç.
Ayvalık’ta yapılan bu konferans gibi etkinlikler elbette önemli. Farkındalık oluşturuyor, bilgi paylaşılıyor. Ancak gerçek değişim, bu bilgilerin sahaya yansımasıyla mümkün olacak. Yani sadece salonlarda konuşarak değil, sahada uygulayarak.

YORUMLAR