Bir sınav salonunda başlayan hikâye, aslında yalnızca birkaç saatten ibaret değil. O masaya oturan gençlerin arkasında aylarca, hatta yıllarca süren bir hazırlık var. Uykusuz geceler, yetişmeyen konular, çözülemeyen sorular, deneme sınavlarının ardından gelen hayal kırıklıkları ve sürekli zihinde dönen aynı cümle: “Acaba başarabilecek miyim?”
Üniversite sınavı Türkiye’de yalnızca akademik bilgiyi ölçen bir sınav olmaktan çoktan çıktı. Gençlerin geleceğe dair umutlarını, ailelerin beklentilerini ve yıllardır verilen emeğin karşılığını birkaç saatlik sınava ve ardından açıklanan bir sıralamaya yükleyen büyük bir sürece dönüştü.
Sınavdan önce stres vardı. Şimdi ise yerleşme heyecanı var.
Sonuçlar açıklandığında adayların karşısına yalnızca doğru ve yanlış sayıları çıkmadı. Belki de aylardır korkuyla bekledikleri o “sıralama” ekrana geldi. Kimisi beklediğinden daha iyi bir sonuçla sevindi, kimisi birkaç bin kişiyle hayalindeki bölümden uzaklaştığını düşündü. Bir başka aday ise aldığı sonucu ailesine nasıl anlatacağını hesaplamaya başladı.
İşte tam da burada üzerinde düşünmemiz gereken önemli bir mesele var: Bir insanın geleceği gerçekten birkaç rakamdan mı ibaret?
Elbette sıralama önemli. Üniversite ve bölüm tercihlerinde belirleyici olacak. Ancak hiçbir sıralama bir gencin zekâsını, çalışkanlığını, karakterini, yeteneğini veya gelecekte neler başarabileceğini bütünüyle anlatamaz.
Çünkü sınav sonuç belgesi öğrencinin hayatının özeti değildir.
Sınava hazırlanan gençlerin yaşadığı psikolojik yükü küçümsememek gerekiyor. “Bir yıl daha hazırlanırsam ne olur?”, “İstediğim bölüm gelir mi?”, “Ailem hayal kırıklığına uğrar mı?”, “Arkadaşlarım benden daha iyi yaptı mı?” soruları tercih döneminde gençlerin zihnini sürekli meşgul ediyor.
Hele bir de sosyal medya devreye girince işler daha zor hale geliyor. Her yerde derece yapan öğrenciler, yüksek sıralamalar, başarı hikâyeleri… İnsan ister istemez kendi sonucunu başkasının sonucuyla karşılaştırıyor.
Oysa her öğrencinin hikâyesi farklı.
Birinin 10 bininci olması büyük bir mutlulukken, başka biri aynı sıralamaya üzülüyor. Bir öğrenci için üniversiteye yerleşmek hayatının en güzel haberi olurken, başka biri hedeflediği bölüm olmadığı için yeniden hazırlanmayı tercih ediyor.
Bu nedenle gençlere sürekli “Kaçıncı oldun?” diye sormadan önce biraz da “Sen ne istiyorsun?” diye sormamız gerekiyor.
Tercih dönemi de en az sınav kadar önemli. Çünkü mesele yalnızca bir üniversiteye girmek değil; öğrencinin yıllarca eğitim göreceği, ardından belki de meslek hayatını üzerine kuracağı bir alanı seçmesi.
Sırf puanı yetiyor diye istemediği bir bölümü yazmak, sadece çevresindekiler öneriyor diye başka bir şehirde okumaya karar vermek ya da “Bu bölümün adı güzel” düşüncesiyle tercih yapmak ilerleyen yıllarda ciddi pişmanlıklar doğurabilir.
Gençlerin kendilerini tanıması gerekiyor.
Nasıl bir hayat istiyorlar?
Hangi meslek onları gerçekten mutlu eder?
Üniversitenin bulunduğu şehirde yaşayabilirler mi?
Seçtikleri bölümün eğitim içeriğini biliyorlar mı?
Mezuniyet sonrasında onları nasıl bir çalışma hayatı bekliyor?
Belki de tercih listesinden önce hazırlanması gereken asıl liste bunların cevaplarıdır.
Bir de ailelere düşen önemli bir görev var. Çocuklarının başarılarını başka öğrencilerle karşılaştırmak yerine onların yanında durmak. Çünkü “Falancanın çocuğu şu kadar yaptı” cümlesi hiçbir öğrencinin sıralamasını yükseltmiyor; yalnızca omuzundaki yükü ağırlaştırıyor.
Bugün gençlerin ihtiyacı baskı değil, sağlıklı bir yol arkadaşlığı.
Üniversiteye yerleşmek elbette büyük bir heyecan. Yeni şehirler, yeni arkadaşlıklar, yeni hayaller ve yepyeni bir hayatın başlangıcı demek. Tercih ekranında yazılan birkaç bölüm adı, birkaç ay sonra bir gencin yaşayacağı şehri, oturacağı sınıfı ve belki yıllar sonra yapacağı mesleği belirleyecek.
Bu nedenle tercih dönemi hem umutlu hem de zor.
Ama şunu unutmamak gerekiyor:
Bir üniversite kazanmak hayatın tek başarısı olmadığı gibi, istediği üniversiteye yerleşememek de hayatın son başarısızlığı değildir.
Bazı insanlar hedeflerine ilk denemede ulaşır. Bazıları ikinci kez hazırlanır. Bazıları üniversitede bölüm değiştirir. Bazıları mezun olduğu mesleği hiç yapmaz ve yıllar sonra bambaşka bir alanda kendine yol çizer.
Hayat, sınav sonuç ekranındaki sıralamadan çok daha uzun.
Bugün tercih yapan gençlerin önünde belirsizlikler olabilir. Heyecanlanmaları da korkmaları da son derece anlaşılır. Çünkü gelecekleriyle ilgili önemli bir kararın eşiğindeler.
Ancak hangi üniversiteye yerleşirlerse yerleşsinler, yanlarına almaları gereken en önemli şey kendi potansiyellerine olan inançları olmalı.
Çünkü sıralamalar değişir, tercihler değişir, yollar değişir.
İnsanın kendisine çizdiği gelecek ise tek bir sınav sonucuna sığmayacak kadar büyüktür.
SEVGİLİ OKUYUCULARIM KALIN SAĞLICAKLA….
Yorumlar