Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Melih Kadir Efe
Melih Kadir Efe

AYNALARDAKİ YABANCILAŞMA: ESTETİK Mİ, RUHSAL BİR İSTİLA MI?

Günümüzde güzellik artık doğuştan gelen bir şans veya kendine has bir zarafet değil; adeta seri üretimden çıkan, her sezon güncellenmesi gereken bir “yazılım” haline geldi. Sokaklarda ve sosyal medyada birbirinin tıpatıp aynısı olan yüzlerle karşılaşıyoruz. Peki, bu bir güzellik arayışı mı, yoksa derin bir ruhsal bunalımın ve kimlik kaybının sessiz çığlığı mı?

“Vitrin” Güzelliği ve Seri Üretim Yüzler

Geçtiğimiz günlerde iki fotoğraf karesi üzerine düşünürken, modern dünyanın estetik algısındaki o büyük uçurumu fark ettik. Bir tarafta, keskin çene hatları ve dolgun dudaklarıyla sosyal medyanın “ideal” şablonuna kusursuzca oturan bir yüz; diğer tarafta ise kıvırcık saçlarındaki doğal akları gizlemeyen, karakterli burun yapısıyla “ben buradayım” diyen bir duruş.

Burada asıl mesele kimin daha güzel olduğu değil, kimin “kendisi” kalabildiği. Dikkat çekici olan şu ki; artık sadece kadınlar değil, erkeklerin geneli ve trans bireyler de aynı “tornadan çıkmış” dudaklara, burunlara ve keskin çene hatlarına sahip. Toplumun her kesiminde aynı ağız yapısı, aynı kalkık burun… Bu durum, güzelliği bir “üniformaya” dönüştürürken, insanın en kıymetli hazinesini, yani karakterini de elinden alıyor. Herkes birbirine benzerken, insanı diğerinden ayıran o “ilk etkileyici an” ve özgünlük yok olup gidiyor.

Karakter Kaybı: Maskeli Balo Başladı

Bir insanın sürekli saç rengini değiştirmesi, bitmek bilmeyen estetik müdahalelerle yüzünü yeniden inşa etmesi sadece bir “bakım” rutini midir? Yoksa kendiyle barışık olamamanın, “an”da ve “olan”da kalamamanın bir dışavurumu mu?

Sürekli bir övgü ve takdir bekleyen, dışsal onay olmadan var olamayan bu yeni insan tipi, toplumda bir maske ile var oluyor. Kendi gerçeğinden kaçtıkça, daha çok yapaylığa sığınıyor. Ancak tehlike şurada: Yüzler benzedikçe, karakterler de benzemeye başlıyor. İnsanlar yapaylığın ışıltısından, güncel hayatın gerçekliğini ve samimiyetini unutuyorlar. Kendi olamayan, sürekli başkasına benzemeye çalışan birinin karakteri de yavaş yavaş eriyor ve geriye sadece “beğeni” bekleyen boş bir kabuk kalıyor.

Estetik Modası: Bedeni Tüketmek

Artık “O bunu giymiş, ne kadar yakışmış” demiyoruz; “O bu estetiği yaptırmış, bak şu doktorun işiymiş” diyoruz. Giyim modası, yerini çok daha sinsi bir şeye, beden modasına bıraktı. Kozmetik ve estetik endüstrisi, bu ruhsal boşluğu ve yetersizlik hissini devasa bir para makinesine çevirmiş durumda. Estetik cerrahlar ve kozmetik devleri paraya para demezken, insanlara her yıl yeni bir “kusur” icat edip, ardından onun “çözümünü” satıyorlar. Bu döngü, insanları kendi bedenlerine yabancılaştıran bir ticaret çarkından başka bir şey değil.

Doğallık Bir Direniştir

Maalesef bu yapaylık azalmayacak, aksine bir çığ gibi büyüyecek. Her sene farklı bir estetik trendi çıkacak ve insanlar ruhsal bir bunalım içinde o trendlere yetişmeye çalışacak. Ancak unutulmamalıdır ki; herkesin birbirinin kopyası olduğu bir dünyada, kendi doğal dokusuna sahip çıkan, saçındaki beyazı boyatmayan, yüzündeki karakteristik hattı bir “kusur” değil bir “imza” olarak gören kişi, aslında en büyük devrimi yapmaktadır.

Gerçek güzellik, cerrah neşterinde veya filtreli ekranlarda değil; kişinin kendiyle barışık, maskesiz ve olduğu gibi kalabilme cesaretindedir. Çünkü bu yapaylık selinde, sadece kendi olanlar “vitrin”de değil, gönüllerde iz bırakacak.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

6 + 2 = ?

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER