Diyarbakır’ın Kayapınar ilçesinde yaşanan olay, bir sabah haberinden ibaret değil. Fırat Mahallesi’nde meydana gelen ve iki aylık bir bebeğin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan bu trajedi, ardında uzun süre konuşulması gereken bir sessizlik bıraktı. Henüz dünyayı tanımaya bile fırsat bulamadan yaşamını yitiren bir bebek ve geride kalan ağır bir tablo…
Edinilen bilgilere göre, yaklaşık iki ay önce doğum yapan anne N.E., henüz bilinmeyen bir nedenle sinir krizi geçirdi. O an yaşananlar saniyelerle ölçülebilir; ancak sonuçları, yıllarca sürecek bir vicdan yükü anlamına geliyor. Sağlık ekiplerinin olay yerinde yaptığı kontrolde bebeğin yaşamını yitirdiği belirlendi. Anne gözaltına alındı, soruşturma başlatıldı.
Bu noktadan sonra süreç hukukun alanına girdi. Dosyalar açıldı, ifadeler alınacak, raporlar hazırlanacak. Ancak her adli vakada olduğu gibi, bu olayın da yalnızca hukuki yönüyle ele alınması eksik kalacaktır. Çünkü burada yaşanan, tek başına bir “an” değil; bir sürecin kırılma noktasıdır.
Doğum sonrası dönem, kadınlar için çoğu zaman göz ardı edilen bir eşik. Fiziksel değişimlerin yanında yoğun bir psikolojik yük de bu döneme eşlik eder. Uykusuzluk, kaygı, yalnızlık hissi ve duygusal dalgalanmalar birçok anne için sessizce yaşanır. Bu sessizlik fark edilmediğinde, sonuçları telafisi mümkün olmayan noktalara ulaşabilir.
Kayapınar’daki olay, işte tam da bu sessizliğin ağır bir yansıması olarak karşımızda duruyor. Anne ve bebek sağlığı hizmetlerinin doğum anıyla sınırlı kalmaması gerektiği gerçeği, bir kez daha acı bir şekilde hatırlatıldı. Kontroller yapılıyor, kayıtlar tutuluyor; ancak ruh sağlığı çoğu zaman bu sürecin gölgesinde kalıyor.
Olayın ardından bölgede oluşan derin üzüntü, toplumun bu tür vakalara artık alışmak istemediğini gösteriyor. Her benzer haberde birkaç gün süren tepkiler, ardından gelen unutkanlık… Bu döngü kırılmadıkça yaşanan acılar da tekrar ediyor. Oysa önleyici adımlar, yaşananlardan çok daha önce atılabilirdi.
Yetkililer, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması için soruşturmanın sürdüğünü belirtiyor. Elbette gerçeğin ortaya çıkması ve adaletin sağlanması önemli. Ancak bu süreç, aynı zamanda doğum sonrası psikolojik destek mekanizmalarının ne kadar yeterli olduğu sorusunu da gündemde tutmalı.
Kayapınar’da yaşanan bu olay, bir bebeğin kaybıyla sınırlı değil. Aynı zamanda görmezden gelinen bir dönemin, ihmal edilen bir alanın ve yeterince konuşulmayan bir gerçeğin sonucudur. Eğer bu olaydan sonra da yalnızca sonucu konuşur, süreci görmezden gelirsek, benzer acı haberlerle yeniden karşılaşmamız kaçınılmaz olacaktır.
Bu nedenle Kayapınar’daki bu trajedi, yalnızca bir soruşturma dosyası değil; toplum olarak durup düşünmemiz gereken bir uyarıdır.

YORUMLAR