Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Melih Kadir Efe
Melih Kadir Efe

15 Temmuz: Bir Milletin Karanlığa Karşı Yaktığı Işık

Takvimler 15 Temmuz 2016’yı gösterdiğinde Türkiye, tarihinin en uzun ve en karanlık gecelerinden biriyle karşı karşıya kaldı. Televizyon ekranlarında köprüleri kapatan tanklar, alçaktan uçan savaş uçakları, silah sesleri ve bombalanan kamu binaları vardı. Ancak o gece yalnızca bir darbe girişimi yaşanmadı; milletin iradesi, cesareti ve vatanına bağlılığı da çok ağır bir sınavdan geçti.

Aradan tam 10 yıl geçti.

Fakat bazı geceler, üzerinden kaç yıl geçerse geçsin sabaha karışıp kaybolmaz. Hafızalarda yaşamaya devam eder. 15 Temmuz da işte böyle bir gecedir. Çünkü o gece insanlar siyasi görüşlerini, günlük tartışmalarını ve aralarındaki farklılıkları bir kenara bırakarak ortak bir değer etrafında birleşti: Vatan.

Sokağa çıkanların büyük bölümü neyle karşılaşacağını bilmiyordu. Karşılarında tanklar, silahlar ve savaş uçakları bulunuyordu. Buna rağmen ellerinde yalnızca Türk bayraklarıyla meydanlara yürüdüler. Kimi köprülerde tankların önüne geçti, kimi havalimanlarına koştu, kimi belediye binalarını ve emniyet müdürlüklerini savundu. Kimi de yaralıları hastanelere ulaştırmak için canını ortaya koydu.

O gece yaşananların en çarpıcı tarafı, darbe girişimine karşı verilen mücadelenin yalnızca güvenlik güçleriyle sınırlı kalmamasıydı. Gençler, yaşlılar, kadınlar ve erkekler aynı safta buluştu. Millet, demokratik iradesine yönelen tehdide karşı doğrudan tavır aldı.

15 Temmuz gecesi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bombalanması ise hafızalara kazınan en ağır görüntülerden biri oldu. Milletin oylarıyla oluşan Meclis’in savaş uçakları tarafından hedef alınması, aslında saldırının yalnızca bir binaya değil, doğrudan doğruya milli iradeye yöneldiğini gösteriyordu.

Darbe girişimi, 16 Temmuz sabahında güvenlik güçleri ile vatandaşların direnişi sonucunda bastırıldı. Resmî açıklamalara göre 252 kişi şehit oldu, 2 bin 740 kişi ise gazi oldu. Her bir şehidin geride yarım kalan bir hayatı, bekleyen bir ailesi ve anlatılması gereken bir hikâyesi kaldı.

Ömer Halisdemir’in Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda gösterdiği cesaret, o gecenin simgelerinden biri hâline geldi. Ancak 15 Temmuz’un kahramanlığı yalnızca ismi bilinenlerden ibaret değildi. Adı geniş kitlelerce duyulmayan yüzlerce insan da demokrasi ve bağımsızlık uğruna hayatını ortaya koydu.

Bugün 15 Temmuz’u anmak, yalnızca geçmişte yaşanan acı bir geceyi hatırlamak değildir. Asıl mesele, o geceden hangi dersleri çıkardığımızdır.

Demokrasi yalnızca seçim günlerinde sandığa giderek korunamaz. Demokrasi; hukuka bağlılıkla, kurumların güçlendirilmesiyle, şeffaflıkla, liyakatle ve millet iradesine duyulan saygıyla yaşatılır. Devlet içerisinde hiçbir yapı, hiçbir grup ve hiçbir kişi kendisini milletin ve hukukun üzerinde göremez. Bir ülkenin kurumları kişilere, cemaatlere ya da kapalı yapılara değil; yalnızca devlete ve millete bağlı olmalıdır.

15 Temmuz’dan çıkarılması gereken en önemli derslerden biri de budur.

Toplumsal hafıza güçlü tutulmalıdır. Çünkü milletler yaşadıkları acıları unuttuklarında, benzer tehlikelerle yeniden karşılaşabilir. Ancak hatırlamak yalnızca tören düzenlemek, bayrak asmak ya da belirli cümleleri tekrar etmek anlamına gelmemelidir. Gerçek anlamda hatırlamak; yaşananları doğru anlamak, gelecek kuşaklara aktarmak ve aynı hataların yeniden yaşanmaması için gerekli tedbirleri almaktır.

Özellikle gençlere 15 Temmuz anlatılırken yalnızca çatışma görüntüleri gösterilmemeli; demokrasinin, özgürlüğün ve bağımsızlığın neden değerli olduğu da açıklanmalıdır. Gençler, devletin kurumlarının neden güçlü olması gerektiğini ve millet iradesinin neden hiçbir güce teslim edilemeyeceğini bilmelidir.

Bugün 15 Temmuz’un 10. yılında yine meydanlarda şehitlerin isimleri okunuyor, dualar ediliyor ve o gece yaşananlar hatırlanıyor. 2026 yılındaki anma programları da darbe girişiminin 10. yılı kapsamında gerçekleştiriliyor. Ancak en büyük anma, şehitlerin uğruna can verdiği değerlere gerçekten sahip çıkmaktır.

Bu ülkede farklı düşüncelere, yaşam biçimlerine ve siyasi görüşlere sahip milyonlarca insan yaşıyor. Farklılıklar bir ülkenin zayıflığı değil, zenginliğidir. Önemli olan, bütün farklılıkların ortak vatan ve demokrasi paydasında buluşabilmesidir.

15 Temmuz gecesi milletin gösterdiği birlik, tam olarak bunu anlatıyordu.

Tankların karşısına çıkan insanlar birbirlerine hangi partiye oy verdiklerini sormadı. Yaralıları taşıyanlar, yardım ettikleri kişilerin düşüncelerini merak etmedi. Çünkü o gece mesele herhangi bir siyasi tartışmanın çok ötesindeydi. Mesele, ülkenin geleceği ve milletin kendi kaderini belirleme hakkıydı.

Bugün bize düşen görev, o gecenin birlik ruhunu yalnızca yılda bir gün hatırlamak değil; hayatın her alanında yaşatmaktır. Kutuplaşmayı büyüten değil, ortak değerleri güçlendiren bir dil kullanmalıyız. Birbirimizi ötekileştirmek yerine anlamaya çalışmalıyız. Çünkü toplumsal birlik yalnızca zor günlerde ihtiyaç duyulan geçici bir dayanışma değildir. Bir ülkenin ayakta kalmasını sağlayan en temel güçlerden biridir.

15 Temmuz, milletin iradesine karşı silahla yönelenlerin başarısız olduğu; cesaretin korkuya, dayanışmanın ihanete ve milli iradenin zorbalığa üstün geldiği bir gece olarak tarihe geçti.

O gece hayatını kaybeden şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyoruz.

On yıl sonra bile hatırlamamız gereken gerçek açıktır:

Demokrasi bize bırakılmış hazır bir miras değil, her neslin korumakla sorumlu olduğu büyük bir emanettir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

3 + 3 = ?

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER