Takvimler 14 Şubat’ı gösterdiğinde vitrinler kırmızıya bürünüyor, çiçekçilerde kuyruklar uzuyor, restoranlarda yer bulmak zorlaşıyor. Her yıl aynı soru yeniden gündeme geliyor: Sevgi gerçekten bir güne sığar mı?
14 Şubat, dünya genelinde “Sevgililer Günü” olarak kutlanıyor. Kimileri için romantik bir akşam yemeği, kimileri için küçük bir çiçek, kimileri içinse yalnızca sıradan bir tarih. Oysa mesele yalnızca hediye almak ya da sosyal medyada romantik paylaşımlar yapmak değil. Asıl mesele, sevginin ne kadar farkında olduğumuz.
Sevgi; pahalı hediyelerde değil, günlük hayatın içindeki küçük ayrıntılarda gizli. Sabah içilen bir kahvenin birlikte yudumlanmasında, “eve vardın mı?” mesajında, zor bir günün ardından omuza konan bir elde saklı. 14 Şubat, belki de bu küçük ama kıymetli anları hatırlamak için bir vesile.
Elbette eleştirenler de var. “Sevgi ticarileştirildi” diyenler haksız sayılmaz. Gün geçtikçe büyüyen bir ekonomi, kampanyalar, indirimler, özel menüler… Ancak tüm bu gürültünün içinde gözden kaçırılmaması gereken bir gerçek var: İnsan, hatırlanmak ister. Değer görmek ister. Özel olduğunu hissetmek ister.
Belki de 14 Şubat’ın asıl anlamı tam olarak burada yatıyor. Yılın bir gününde bile olsa, yoğun hayat temposunda ihmal ettiğimiz duyguları yeniden hatırlamak. Sevgiyi sadece romantik ilişkilerle sınırlamamak. Anneye, babaya, evlada, dosta, hatta kendimize duyduğumuz sevgiyi de hatırlamak.
Çünkü çoğu zaman en çok unuttuğumuz şey, kendimize gösterdiğimiz şefkat oluyor. Başkalarını mutlu etmeye çalışırken kendi ihtiyaçlarımızı görmezden geliyoruz. Oysa sevgi önce insanın kendi kalbinde başlıyor.
14 Şubat’ta pahalı bir hediye almak zorunda değilsiniz. Belki uzun zamandır ertelediğiniz bir telefonu açmak, kırgın olduğunuz birine bir adım atmak ya da kendiniz için küçük bir iyilik yapmak yeterli. Sevgi gösteriş değil, samimiyet ister.
Sonuçta takvim yaprakları değişir, kampanyalar biter, vitrinler eski haline döner. Ama içten bir söz, zamanında edilen bir teşekkür, samimi bir sarılma hafızalarda kalır.
.

YORUMLAR