Her gün aynı manzarayı izliyoruz…
Bir korna sesi, bir yol verme tartışması ya da küçücük bir trafik anlaşmazlığı birkaç saniye içinde öfke patlamasına dönüşüyor. Bu kez adres Elazığ. Bir şahıs, yolcu minibüsünün önünü kesiyor, küfürler savuruyor, ardından aracın sileceklerini kırıp kaputu yumrukluyor. Üstelik içinde yolcular varken…
Soruyorum şimdi: Bu cesaret nereden geliyor?
Trafikte insanlar artık direksiyon başına geçince kendini kanunların üstünde görmeye başladı. En ufak sinirde araçtan iniliyor, tehditler savruluyor, yumruklar konuşuyor. Oysa trafikteki her araçta bir aile, bir çocuk, bir yaşlı, işe yetişmeye çalışan bir emekçi var.
Bir minibüs şoförünün ya da sürücünün yaşadığı stres yetmiyormuş gibi şimdi bir de “trafik magandalarıyla” mücadele etmek zorunda kalıyoruz.
Daha acısı ne biliyor musunuz?
Bu görüntüler artık kimseyi şaşırtmıyor.
Çünkü toplum olarak öfkeye alıştık.
Bağırana güçlü, saldırana haklı gözüyle bakılmaya başlandı. Sosyal medyada birkaç gün konuşuluyor, sonra unutuluyor. Ta ki bir sonraki görüntü gelene kadar…
Ama mesele sadece bir kişinin sinir krizi değil.
Bu olaylar, toplumdaki tahammülsüzlüğün ve cezasızlık algısının dışa vurumu.
Bir insan, kalabalık bir caddede yolcu taşıyan minibüsün önünü kesebiliyorsa, silecek kırabiliyorsa, kaput yumruklayabiliyorsa; demek ki sonuçlarından korkmuyor.
İşte asıl tehlike burada başlıyor.
Trafik magandalığı sadece mala zarar vermek değildir.
Bu davranışlar insanların can güvenliğini tehdit eder. Bir anda büyüyen kavga, faciaya dönüşebilir. Nice olayda bunun örneklerini gördük.
Artık caydırıcı cezaların uygulanması gerekiyor.
Sadece para cezası değil; ehliyet yaptırımları, kamu hizmeti cezaları ve psikolojik değerlendirmeler bile gündeme gelmeli. Çünkü direksiyon başındaki öfke, sadece sürücüyü değil herkesi tehlikeye atıyor.
Unutmayalım…
Medeniyet, trafikte belli olur.
Yol vermek küçültmez.
Sakin kalmak kaybettirmez.
Ama öfke bir gün herkese çok ağır bedeller ödetebilir.
Trafik magandalığı artık bitsin.

YORUMLAR