Dünyamızda ticaret ile sosyal ilişkiler ve yayılmacılık ile sömürgecilik veya savaş yolları vb. ülkeler ve insanlar arası ilişkileri çoğu zaman kolaylaştırdığı gibi zaman zaman da germiştir. Bu tür iletişim kanalları bireyler veya toplumları birbirine yaklaştırıp ya da uzaklaştırdığına tarihsel süreçte hep kayıt düşüldüğünü görmekteyiz. Eskilerde karayolu varken sonrası deniz yolları önem kazanmış, daha sonrası demir yolları ve günümüzde de hava yolları başı çekmektedir. Yollar ve güzergâhlar toplumlara mutluluk getirdiği gibi mutsuzluğa ve de ölümlere hep neden olagelmiştir. Her trafik haftası kutlanışında ya da yol ile yordam söyleşilerinde “Yolunuzun sonu eviniz olsun!” cümlesi tüm bireyleri hemen hemen mutlu eder sanırım.
İstanbul’un fethi sonrası Yavuz Sultan Selim Han döneminde Mısır ve Arap Yarımadasının topraklarımıza katılması ile Kanuni Sultan Süleyman’ın Padişahlığı sürecinde Akdeniz’in Türk Gölü haline getirilmesi ve Hint Seferlerinin yapılması sonucunda tarihi İpek ve Baharat yolları güzergâhlarının Türklerin kontrolüne geçmesi Avrupalıları yeni alternatif yollar arayışına itmiştir.
Ümid Burnu, Afrika Kıtasının en uç güney noktasıdır. Fırtınalar Diyarı diye bilinen yere Portekizli denizci aynı zamanda kâşif ve sömürgeci olan Vasco da GAMA (Portekiz, 1450 – Hindistan, 1524) tarafından “Ümid Burnu” adı verilmiş ve hala da uluslararası terim olarak kullanılmaktadır. Yeni sömürgeler ile yeni ticaret yolları keşfedebilmek için Portekiz Kralından 160 denizci taşıyabilen 4 tane küçük gemi alarak Atlas Okyanusuna açılıp vardığı yerin Amerika olduğunu bilemediği için Endonezya Adaları sandı GAMA. Hint Okyanusuna ulaşmayı hedeflediği için Afrika’nın batı kıyısını takip ederek tarihte ilk defa olarak Afrika Kıtasının en güneyine indi ve Ümid Burnu’nu dolaşarak Hint Okyanusuna ulaşmayı başardı.
1498’li yıllardaki bu seyahatinde bu gün bile gözlerden kaçmayan politik davranışlarıyla dikkatleri üzerinde toplayan bir davranış sergileyerek rahat bir yolculuk yapmanın yanında yerli halktan izzet ikram ile yardımlar da gördü. Paşalar gibi karşılanıp, muzaffer komutanlar gibi ağırlanıp uğurlandı. Neden mi? Kara Kıtanın kıyılarında yerli halkıyla karşılaştığında kendinin “Osmanlı Türk Amirali olduğunu iddia ederek yerlilerden iyi muamele gördü. Hatta Arap Denizcisi İbnü Mâcid’in rehberliğiyle Hindistan’a varabildi.” Diye tarih kaynakları not düşmüştür. Portekizli denizci aynı zamanda kâşif ve sömürgeci olan Vasco da GAMA, 1502 Yılında Lizbon’dan ayrılarak tekrar Hindistan yollarına düştü ve bu defa 20 gemisi vardı. Yine “Afrika kıyılarında Osmanlı Amirali olduğunu iddia ederek yerli halktan yardım gördüğü gibi çok değerli hediyeler de aldı. Bu defa tenha yerlere baskın yaparak yağmalama yapıp, yerli halktan işine yarayabilecek olanları esir bile aldı. Yolda rastladığı Müslüman gemilerini taciz edip batırdı ve gemilerin içindeki insanları acımasızca öldürdü.”
Üçüncü kez 1523 yılında çıktığı yolculuk sonu Hindistan’a vardı ve Koçin Limanında öldü. Kaderin cilvesi bu ya “Alma mazlumun ahini, çıkar aheste aheste…” deyimimizin muhatabı oldu hazret..! “Ye kürküm ye…” İspanyollar adına yola çıkan GAMA, Osmanlı Türk’ü namıyla tüm kapıları açabiliyordu. Yalan söyleyen Avrupa Tarihi utansın sözü tam da yerine oturmuştur.
Avrupalılar açısından Ümid Burnu deniz yolunun kullanılabilir olduğunu göstermesi
yönünden tüm Avrupa’yı Osmanlı tekelinden kurtarmış, Asya’dan ticari mal götüren Avrupalılar, Osmanlı toprak ile deniz ve limanlarından geçerek transit gümrük ile vergi vermekten kurtulmuşlardı o zamanlar. Bu gün de Çin’den Avrupa Başkentlerine ulaşabilir konumda ticari bir demiryolu projemizi hayata geçirdik önceki yıllarda. İki devlet tek millet Türkiye – Azerbaycan arasında Zengezor Koridoru’na işlerlik kazandırılmaya çalışıyoruz. Nasip olursa Türkiye – Irak üzerinden transit ticaret yolu gündemimizde şu günlerde… Askeri ile siyasi ve ekonomik ile ticari ve de sosyal ile kültürel vb. yolların kesişen noktası coğrafyamızın yadsınamaz, örselenemez, terk edilemez, sömürgeleştirilemez, sahipsiz ile savunmasız bırakılamaz, birlik ile beraberlik, kardeşlik ve dayanışmamızın yâd ellere bırakılamaz bir yurt olduğu bilgisini hatırlamış oluyoruz diye düşünüyorum.

YORUMLAR