Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Muharrem Özdemir

KOMŞULUK İLİŞKİSİ

Toplum içinde yaşama zorunluluğu bireyleri pek çok konuda birlik ve beraberlik ile dirlik ve düzenlik içinde bulunmaya, ortak paydalarda buluşmaya, birçok alanda yardımlaşma ve dayanışma ortamı oluşturmaya itmektedir. Birlikte yaşayabilmenin ön koşulları bunlar olsa gerektir. Yalnız başına yaşamak isteyen dağ başına, ıssız adalara, izbe mağaralara bile gitse mutlaka birilerine ve ya bir şeylere ihtiyaç duyar. Bu doğanın bir kanunudur. Bu bağlamda ilahi ya da insani öğretiler ve otoriteler anlaşılabilir ve uygulanabilir bir takım yönlendirmelerde bulunmuşlardır. Dinler tarihinde ve tarihsel süreçte bunlara her dem rastlanılmaktadır.

Son peygamber Muhammet Mustafa (s.a.v)’ya insan ilişkileri ve toplumsal alanda aydınlanmak isteyenler ile her an yüz yüze olmak zorunda olunan insanlar hakkında sorduklarında, O da: “Komşunun hakkı nedir bilir misiniz?” dedi ve şu önerilerde bulundu:

Senden yardım istediği zaman yardım edersin.

         Senden borç isterse borç verirsin.

         Fakir düştüğü zaman (eski borcunu ödeyememişse bile) tekrar borç verirsin.

         Hastalanınca ziyaret edersin.

         Ona bir hayır ulaşırsa onu tebrik edersin.

         Başına bir olumsuzluk geldiğinde onu taziye (teselli) edersin.

         Vefat ettiğinde cenazesine iştirak eder (katılır), iş ve işlemleriyle ilgilenirsin.

         İznini almadan binanı yükselterek onun rüzgârını kesmezsin.

         Tencerendeki yemeğinin kokusu ile onu rahatsız etmez, yemeğinden ona da gönderirsin.

         Meyve satın aldığın zaman bir kısmını komşuna da hediye edersin. Eğer vermezsen veya veremeyeceksen meyveyi evine gizlice getirirsin. Senin çocuğun o meyveyi dışarı çıkıp da yiyorken, onun çocuğunu (gözü önünde yiyerek) imrendirmezsin.”

Büyük İmam Ebu Hanife’nin Küfe şehrinde ayakkabıcılık yapan bir komşusu vardı. Ayakkabıcı komşu akşama kadar var gücüyle mesleğini icra eder, akşam olup evine dönerken et ve balık getirip güzelce pişirir ve şarapla birlikte yemeğini yer, sarhoş olunca da avazı çıktığı kadar yüksek bir sesle: “Beni zayi ettiler, harcadılar. Daha nice gençleri harcadılar” derdi.

Ayakkabıcı komşu uyuyuncaya kadar hem içer hem de bu sözlerini tekrar eder dururdu. İmam-ı Azam ise her zaman tüm geceyi namaz kılarak, ibadetle meşgul olarak geçirdiğinden komşusunun seslerini de işitirdi. Derken şikâyet edilmiş veya zabıtalar da duymuş olacak ki birkaç gün sonra güvenlik görevlilerinin gelip ayakkabıcılık yapan komşuyu alıp götürdükleri ve hapse attıkları duyuldu. İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri bu gelişmenin ertesi günü sabah namazını kıldıktan sonra Küfe valisinin huzuruna çıktı. Ebu Hanife’yi hürmetle karşılayan vali, bir ihtiyaç veya isteğinin olup-olmadığını sorunca:

“Benim ayakkabıcılık yapan bir komşum vardı. Emniyet görevlileri birkaç gün önce onu hapse atmışlar” dedi. Küfe Valisi ise tutuklunun derhal serbest bırakılmasını ve tevkif edildiği geceden bu yana diğer tutuklananların da salıverilmesini emretti.

Büyük İmam önde, komşusu ayakkabıcı da arkasında yürüyerek evlerine döndüler. İmam-ı Azam Hazretleri komşusuna:

“Biz seni zayi ettik” dedi ve genç ve zanaatkâr ayakkabıcı komşu ise:

“Hayır, bilakis siz beni kollayıp gözettiniz. Komşu hakkına riayet ettiniz ve beni koruduğunuz için Allah Teâlâ sizi hayırla ödüllendirsin.” Diye dua etti ve tövbe edip eski yaşantısından vazgeçti.

Nerede? O eski komşuluklar dile hayıflanacağımızı düşünüyorum.

        

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

9 + 5 = ?

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER