Makedonya Kralı Büyük İskender, Batı ve Doğu kültürlerini birleştirip kaynaştırarak “Helenistik Medeniyeti” dediğimiz bir devri yarattı ve o dönemin Makedonya piyadesini, dünyanın yenilmez askeri gücü haline getirdi. Üç kıtanın birleştiği toprakları hâkimiyeti altına alarak büyük Makedon İmparatorluğunu kurdu. Üç kıtanın bilim adamı, sanatkâr ve filozoflarını yanında bulundurarak onların yetilerinden faydalanıp eskisinden çok çok farklı yepyeni bir kültürel yapı, anlayış, duyuş, düşünüş, davranış, yaşayış, hâkimiyet, bilim ve sanat içeren oluşumu gerçekleştirdi.
Otuz üç yıl gibi kısa süren yaşamının büyük bölümünü ülkeleri fethederek geçiren İskender, 14 yaşında iken bilgi, beceri ile teorik ve uygulamalı eğitim ve öğretimini ünlü Yunan Filozofu Aristoteles’ten almaya başlamış, askerliği de babasının yanında seferlere katılarak öğrenmişti. Eflatun’un öğrencisi olan Aristo, İskender’i her alanda iyi yetiştirmiştir. Savaşlarda, kesin zaferi kazanmadan geçici ve küçük başarılara güvenmemesini, kendisini bunların heyecan, sevinç, gurur ve telaşına yani zafer sarhoşluğuna kaptırmamasını, daima son gülenin iyi ve devamlı güleceği fikrini O’na hep aşılamıştı.
Hâkimiyeti altına aldığı Fars, Hint ve Arap ülkelerindeki ileri gelen bilim adımı, sanat erbabı ile filozofları hep konağında ve yanı başında bulundurmuş; onların alanları ile ilgili bilgilerinden, öğüt ve yetilerinden yararlandığı gibi, onlara da her zaman ve her yerde öğütler vermiş, ikaz ve uyarılarda bulunmuştu. Belki de genç yaşta öleceğini hiç akıl etmemiş, aklına bile getirmek istememiş, hep yapılacak işleri ve fethedilecek ülkeleri düşünmüştü. Her canlının başına gelen ölüm gerçeği Büyük İskender’in başına da gelip ruhunu teslim ettiğinde, her zaman yanında bulundurduğu ve öğütlerini dinlediği bilim adamı, sanat erbabı ve filozoflardan oluşan danışmanları son görevlerini yerine getirmek için İskender’in naşının başında toplandılar. İçlerinden biri söz alarak “Her birimiz öyle söz söyleyelim ki; yakınları için bir taziye, halk için bir öğüt olsun” dedi. Sıra ile şunları söylediler:
“İnsanları esir eden, şimdi esir oldu.”
“Sen bizim için öğüt veren biri idin, fakat bize ölümünden daha etkili bir öğüt vermedin. Aklı olan düşünsün, ibret almak isteyen alsın.”
“Ey büyük hükümdar! Bulutların gölgesinin çekilmesi gibi hükümdarlığın çekilip gitti. Sineklerin bıraktığı izlerin silindiği gibi hükümdarlığının izleri de silinecek.”
“Akıbeti (sonu) ölüm olan kişi, nasıl olur da kendisini sonunda yok olup savuracak olan dünya mallarını toplamaya verir? İşte buna şaşılır.”
“Sana ne oldu da azalarından (organ) birini bile kıpırdatamıyorsun? Halbuki daha önce yer yüzünün müstakil hükümdarı idin. Sana ne oluyor ki; içinde bulunduğun yerin darlığından kurtulmak istemiyorsun? Halbuki geniş yeryüzü sana dar geliyordu.”
“Bir dünya ki; sonu böyle oluyor, evvelinde ondan el etek çekmelidir.”
“Ey çalışıp didinip yorulan kişi! Muhtaç olduğun zaman seni bırakıp perişan edecek şeyleri topladın. Nihayet topladığın şeylerin vebali sana yüklendi ve bunların günahına bulaştın. Ne topladınsa başkaları için topladın, vebali ise sana kaldı.”
“Ey kendisine yer yüzünün eni ve boyu dar gelen kişi! Şimdi seni kuşatan toprakla halinin nasıl olduğunu keşke bir bilseydin.”
“Ey insanlar, ey akıl ve fazilet sahipleri! Sevinci sürekli olmayan ve lezzeti yarıda kesilen şeylere rağbet etmeyiniz. Artık doğru yolun mu, yahut azgınlık ve bozgunculuk yolunun mu doğru olduğu apaçık ortaya çıkmıştır.”
“Uyuyanın rüyasına bir bakın, bir anda nasıl bitiyor? Bulutların gölgesine bakın, bir anda nasıl çekilip gidiyor?”
Dünyasını değiştirenlerin yakınları için bir taziye, halk için bir öğüt olan Makedonyalı Büyük İskender’in danışmanlarının yerli yerinde söylediklerini düşündüğüm birikim, deneyim ve tecrübeye dayanan duygu ve düşünce ile sözlerini sizlerle paylaştığımı düşünüyorum.

YORUMLAR