İnsanın yaşam sürecinde görev ve sorumluluklarının olması doğaldır. Nefes alıp verdiği sürece nasıl davranış sergilemeliyim? Sorusuyla karşılaştırmıştır. İnsan kendi kendisine nasıl davranmalıyım sorusunu sorunca, ahlâk sorunlarıyla yüz yüze gelir. Ahlâk Bilimi insana neyin yararlı ve neyin de zararlı olduğunu tanıtmaya çalışır. Mutlu olabilmek olumlu düşünmek ve olumlu yaşamakla mümkündür. Toplumsal değerlerimizdeki adalet, eşitlik, doğruluk, bilgelik ile yiğitlik önemli kavram ve ilkelerdendir. Adalet; evde, okulda, iş yerinde ve ticarethanede, hak ve hukuku gözetmeyi gerektirmektedir. Doğruluk; dilin doğruyu söylemesi, elin haksız kullanılmaması, gerçeğin olduğu gibi tespit edilmesi ve vicdanın emrine uyarak davranışta bulunulmasıdır. Bilgelik; geniş ölçüde insanın akla ve bilime göre davranmasıdır. Bilim adamları  “Bilgeliği” insanın gücü ölçüsünde doğru ve gerçeği bulması anlamında da ifade etmişlerdir. Yiğitlik ise; ölçülü davranıştır. Asla korkaklık değildir. Atılganlık hiç değildir. Yiğitlik kavramı akıl ve mantığa göre hareket edebilmek demektir. Demokrasinin, demokratik toplumların en önemli uyum ile uzlaşma mekanizması ve insan doğasına en uygun yönetim şekli olduğu savunulmaktadır. Ancak, demokrasi kolayca gerçekleştirilebilen bir yönetim biçimi değildir. Demokratik ortamın gerçekleştirilebilmesi için demokrasi bilincinin insanlarımızda içselleştirilmesi gerekir. Bunun temelini farklı düşünce, yaşam biçimleri ve değer yargılarına saygı ile hoşgörü oluşturur. Bizler uyum ve uzlaşıyı çözümleyemediğimiz ve toplumsal gerçeklerimize göre yorumlayamadığımız, hoşgörü anlayışını ön planda tutamadığımız için bu tür olumsuz davranışlarla Türk Milleti olarak boşuna zaman kaybetmekteyiz. Sözel, görsel ve yazılı basınımızda bu konularda zaman zaman söyleşiler ve açık oturumlar da yapılmaktadır. Bunlardan biri olan hoşgörülü olmak üzerinde durmalım istiyorum. Hoşgörü; farklı dini inançlar birbirlerini hoşgörüyle süzebilse, farklı kökenlerden olan insanlar birbirlerini “Yaratılanı hoş görmek lazım, yaratandan ötürü” penceresinden görebilse, farklı kültürler ve farklı siyasal görüşler de birbirlerine hoşgörüyle bakabilse, diğerlerini kabul edebilse, bizden değil diye dışlamasa, herhalde bu çatışmalar büyük ölçüde kendiliğinden önlenir. Bunu şunun için söylüyorum, hoşgörüsüzlükle mücadele etmek iyi niyetlerle, söylevlerle olmaz. Okuldan, eğitimden başlayarak hoşgörüyü, hoşgörü ile demokrasinin ilişkisini gençlerimize, çocuklarımıza anlatmak zorundayız. Adı uzlaşı olan rejimin, kavgaya dönüşmesini bize kim önerdi? Hoşgörü; tolerans ortamı ve demokrasi içinde gelişebilir. Demokrasinin hâkim olamadığı ülkelerde hoşgörüyü yerleştirmek de pek kolay değildir. Çünkü Demokrasi, adı üstünde çoğunlukta olan düşüncenin azınlıkta kalan görüşleri kabul etmesi ve toleransla karşılaması demektir. Demokraside her hangi bir gurup, herhangi bir görüş, çoğunluğu elde ettiği zaman; ben diğer görüş ve düşünceleri kabul etmiyorum, onları yasaklıyorum, onları ortadan kaldırıyorum diyemez. Çünkü Demokrasilerde çoğunluk azınlıkta kalanların haklarını da gözetmek durumundadır. Peki, bu farklı düşünce ve görüşlerin bir sınırı yok mu dur? Kendilerini ifade etmelerinde bir sınır yok mu dur? VARDIR. Şiddete, zora, tehdide başvurmadan, barışçı bir ortamda kendisini ifade ediyorsa; o düşünce ve görüşe, o davranışa tolerans göstermek, hoşgörüyle davranmak zorundayız. Demokrasi; bizim gibi düşünmeyenlerin de, doğru bulmadığımız düşünce ve davranışların da barışçıl yollarla özgürce ifade edilmesi demektir. Asırlardır başka milletlere aşıladığımız uyum, uzlaşı ve hoşgörü anlayışımızı bugün kaybetmek üzereyiz. Yitirmek üzere olduğumuz kültür özelliğimizi ve güzelliğimizi yeniden gündemde tutmak zorundayız. Kültür ve sanatı geliştiremezsek, yaygınlaştıramazsak, hoşgörü ortamını istediğimiz gibi kuramayız ve demokrasi kültürümüzü de sürekli olarak geliştiremeyiz. Kanımca, insan sevgisi tüm güzellikleri, mutlulukları, umutları ve hoşgörüyü içine almaktadır. İnsana insan sahip çıkmazsa, saygı göstermezse peki kim sahip çıkacaktır?  İnanıyorum ki, insan sevgisi Tanrı sevgisidir. “Bir kez gönül yıktın ise; bu kıldığın namaz değil. Yetmiş iki millet dahi; elin yüzün yumaz değil”. “Ben gelmedim dava için; benim işim sevi için. Dostun evi gönüllerdir. Gönüller yapmaya geldim” diyen o büyük insanı her gün yeniden anlıyorum. Gönül isterdi ki, burada yetmiş iki milletin temsilcisi olsun. Gönül istiyor ki, birbirimize yüreğimizin hoşgörü penceresinden Koca Yunus Emre gibi dostluk sıcağıyla seslenelim. “Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayınız; İncinsen de incitme; Nefsine ağır geleni, kimseye tatbik etme; Eline, diline, beline sahip ol; Bir olalım, iri olalım, diri olalım.” Diyen Horasan Erenlerinden Hacı Bektaşi Veli’yi de hatırlamamak elde değildir. Görüldüğü gibi hoşgörü anlayışının gerek milli anlayışımız tarafı, gerekse evrensel insani yönü, Türk Büyüklerinin yüzyıllardır süre gelen özdeyişlerinde de ifade edilmektedir. Türk Milletine ait hoşgörünün milli özelliği, insanı sevmek, ona layık olduğu değeri vermektir. Geleceğimizin daha aydınlık, daha mutlu, daha güzel ve hoşgörü dolu olabilmesi için, daha çok beyinsel emek vermek zorunda olduğumuza inanıyorum. Yukarıda da ifade etmeye çalıştığım gibi 11.ve 12.yüzyıllardaki Türk Kültürümüzün yüksek düzeyde olduğunu ifade etmek için başka kelime ve cümlelere gerek olmadığını düşünüyorum.