Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Muharrem Özdemir

D U Y U N   B E N İ! (2)

       İnsanlar konuşu konuşa, insan dışındaki bir takım canlı unsurlarının da koklaşa koklaşa aralarında iletişim kurarak karışıp kaynaştıkları, sarılıp barıştıkları; yol ile yoldaş, dert ile sırdaş olup, sorun ile sıkıntılarını çözerek geleceğe umutla bakabildikleri vb. hepimizin bildiği gibi yaşamın bir gereğidir. O nedenle dağ başlarında imiş gibi inzivaya çekilenler olduğu gibi günün belirli zaman diliminde kahve saatleri, haftalık veya aylık günler ile yiyip içmeler ve buluşmalar ile toplantılar yanında maddi – manevi bir eser meydana getirebilenler de kendi aralarında toplanıp o eseri guruba tanıtırken varsa artı veya eksilerinin de olup-olmadığı bağlamında tanıtım ile tanışma ve bilgi alışverişinde bulunur.

Yıllardır özverili ve de tutarlı çalışma ve beyefendi kişiliğiyle tanıdığım şimdilerde tekaüt olmuş, İlimiz Kültür Müdürlüğü personeli Numan ÖZEL kardeşimin daveti gereği 25 Kasım 2024 Pazartesi akşamı Balıkesir Şair ve Yazarlar Derneği’nin düzenlediği Sema OĞUZ BEY isimli gencecik bir yazar kardeşimizin “Süpürge Otu” adlı nefis bir kitapçığının tanıtımı yapıldı ve çaylar içilerek ikramlar yenildi ve de fotoğraf kareleri alındı. Çok güzel bir buluşma oldu bana göre. Adı geçen dernek yetkili ile etkili ve üyelerini candan kutluyorum. Katılımcıların birbiriyle tanışma sürecinden sonra o gün “Kadına Şiddete Hayır” deme günü olduğundan toplantı da o da gündeme geldi.

Karınca kaderince herkesin dili döndüğünce “Kadına Şiddet” içerikli bilgi ile yaşam ve birikim paylaşımında bulunuldu ve de ikili sohbetlere geçildi. Kadına şiddet bağlamında iktidar ve muhalefetin, sivil toplum örgütlerinin, yönetici ve idarecilerin, anne-babaların görev ile sorumlulukları bağlamında neler yapılması gerektiğine değinildi. Türkiye’miz ile Dünyadaki Kadın sorunları ve çözüm yolları da gündeme gelen konular oldu. Her alanda “Lider” sorunumuzun olduğu hususunda mutabık kalındı.

Sivil Toplum Örgütü Balıkesir Dink-Der mensubu ve Şifa Ilıcası yolundaki Fen Lisesi’nde çalışıp yeni tekaüt olan H. D. adlı bir meslektaşımla ikili sohbete başladık ve ben de İngiliz Tarihçi-Yazar A. Toynbee’nin Türk ile Türk-İslam dünyası hakkındaki “Bizim için Kuzey Müslümanlığı, Maturidî’lik (Maturidî: özellikle akla önem veren bir Türk-İslam bilgesi); (İstanbul’dan Buhara’ya hatta Çin’e kadar Türk bölgesi) tehlikelidir. Bunlar bizimle (görünüşte) barışıktır. Ancak (o nedenle) her zaman (Bu günkü Türk Bölgesi içinden) (Gazi Mustafa Kemal) ATATÜRK gibi bir asi çıkabilir. Önlemi şimdiden alınmalıdır.” görüşlerini belirten bilgi paylaşımı bağlamında muhabbetimiz ilerlerken bayan öğretmen kardeşim: “Her dediği olan, donanımlı Astrologlardan dinledim. Az kaldı, 2025 yılında Türk halkı içinden ve Türkiye Devleti’nin başına parmakla gösterilecek (denenmemiş) yeni bir lider geçecek. O birey kendisi bile bunu bilmiyor…” şeklinde anlatımını sonlandırınca hemen aklıma Osmanlı Devleti son dönemlerinde cinlere inanan ve onların emirleri ve gösterecekleri yol doğrultusunda devleti güçlendirmeye çalışan Sultan V. Murat aklıma geliverdi.

Sultan V. Murat Han (1840-1904), 36. Osmanlı Padişahı’dır. Alkol alışkanlığı bulunan ve iç ve dış etkilerden dolayı ruhi bakımdan da rahatsız olan ve de 93 günlük saltanat süren (Osmanlı’da en kısa tahtta kalan Padişahtır) V. Murat’ın durumu; tahttan indirilip kendisinin yerine getirildiği amcası Sultan Abdülaziz’in (acemi şekildi intihar süsü verilerek) katledilmesi ve de amcasının kayın biladeri olan Çerkez Hasan Bey’in hükümet toplantısını basarak darbeyi ve cinayeti yapan Serasker Hüseyin Avni Paşa’yı katletmesi (1876 yılı içinde) sonunda da cinnet getirmişti rahmetli.

O yıllarda en güçlü Avrupa Devleti sayılan Prusya Kralı’na elçi gönderip “Hangi cinlerle ülkeyi saygın bir devlet yaptığını ve cinlerin isimlerini kendisine vermesini” istedi. Prusya Kralı ise üç tane cininin olduğunu ve bunların: “1. Maliyeyi para ile dolu tutmak, 2. Genç ve düzenli ile eğitim ve talimli, gözü pek ile yüreği tek, her zaman ve her koşulda hazır ve nazır ordu bulundurmak, 3. ise bilgi ile becerikli ve her alanda donanımlı devlet adamlarına sahip olmaktır” yanıtını vermişti. Yıldız nameler ve astroloji ile medyum ve kâhinlerin deyimleriyle lider bekleyen bir öğretmenin Türk ve Türk-İslam ile Atatürk İlke ve İnkılâpları doğrultusunda işleyen eğitim kurumlarında ne işi vardı? Şimdilerde ise Sivil Toplum Örgütlerinde ne gibi rehberliği olabilir ki? Biraz da sizler düşünün!

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ümüzün “Dünyanın bize saygı göstermesini istiyorsak, ilk önce biz kendi benliğimize saygı gösterelim. Benliğimize ve Milletimize bu saygıyı duygu, fikir, fiil olarak bütün davranışlarımız ve hareketlerimizle gösterelim. Bilelim ki; ulusal benliğini bulmayan uluslar, başka ulusların avıdır. Vatandaşların teşebbüs ve sorumluluk duyguları ne kadar gelişirse devletimiz için o kadar iyi olur.”  Dediği gibi düşünüyorum.                   

 

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

4 + 5 = ?

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER