Bazı çocuklar oyuncak kırarak değil, hayal kırıklıklarıyla büyür.
Bazıları saklambaç oynayarak değil, sorumluluk saklayarak…
Bir çocuğun en büyük hakkı çocuk olmaktır. Ama ne yazık ki bu hak, her çocuğa eşit dağıtılmıyor.
Erken Büyüyen Çocuklar
Kimi çocuk evin en büyüğü olduğu için erken büyür.
Kimi ekonomik şartlar yüzünden…
Kimi ebeveynlerinin yükünü omuzladığı için…
Kimi de travmaların, kayıpların, kavgaların ortasında kalıp “küçük bir yetişkin” olmak zorunda kaldığı için.
Henüz sekiz yaşında ama gözleri kırk yaş yorgunluğu taşıyan çocuklar var bu ülkede.
Çantasına defter değil, sorumluluk koyan çocuklar…
Oyun saatinde kardeşine bakmak zorunda kalan, okuldan çıkınca işe giden, annesinin gözyaşını silen, babasının öfkesini taşıyan çocuklar…
Onlar büyümez.
Büyütülürler.
İçlerinde Kalan Ukde
Çocukluk bir dönem değil; bir temel.
O temelde eksik kalan her şey, ileride bir boşluk olarak geri döner.
Çocukluğunu yaşayamamış yetişkinleri tanırsınız.
Aşırı kontrolcü olabilirler.
Ya da tam tersine, sürekli kaçmak isterler.
Bazıları sevgiye doyamaz, bazıları güvenemez.
Çünkü içlerindeki o küçük çocuk hâlâ oyun oynamak istiyordur.
Bir oyuncak bebek alamamış olmanın acısı değildir mesele.
“Sen artık büyüdün” cümlesini çok erken duymanın yarasıdır.
Her erken büyüyen çocuk, içinde bir ukde taşır:
“Keşke biraz daha çocuk olabilseydim.”
Sorumluluk Yüklenen Küçük Omuzlar
Toplum olarak bazen farkında olmadan çocuklara rol biçiyoruz.
“Sen ablasın, idare et.”
“Sen erkeksin, güçlü ol.”
“Sen akıllısın, ağlama.”
Ama kimse sormuyor:
“Sen çocuk musun hâlâ?”
Bir çocuğun ağlama hakkı vardır.
Şımarma hakkı vardır.
Yanlış yapma hakkı vardır.
Çünkü çocukluk hatayla, kahkahayla, çamurla, düşmeyle güzeldir.
Erken büyüyen çocuklar ise düşmeye korkar.
Çünkü arkalarında tutacak bir el yoktur; onlar tutan eldir.
Toplumsal Bir Sorumluluk
Bu sadece bir aile meselesi değil, toplumsal bir mesele.
Ekonomik zorluklar, göç, boşanmalar, şiddet, bağımlılıklar…
Her biri bir çocuğun omzuna fazladan yük bindiriyor.
Okullarda sessiz ama olgun görünen o çocuklara dikkat etmek gerekir.
Çok uyumlu olan, hiç sorun çıkarmayan, hep idare eden çocuklara…
Çünkü bazen en çok yardıma ihtiyacı olan, en az ses çıkarandır.
Çocukluğu Geri Veremeyiz Ama…
Geçmişi değiştiremeyiz.
Ama farkındalık yaratabiliriz.
Bir çocuğa “Senin işin çocuk olmak” diyebiliriz.
Bir ebeveyne “Yükünüz ağır olabilir ama çocuğunuzun omuzları küçük” diyebiliriz.
Bir öğretmene, bir komşuya, bir akrabaya “O biraz fazla sessiz değil mi?” diye sorabiliriz.
Belki her şeyi düzeltemeyiz.
Ama bir çocuğun içindeki o küçük, kırılgan sesi duyabiliriz.
İçimizdeki Çocuğa Borcumuz Var
Çocukluğunu yaşayamamış her yetişkinin içinde hâlâ bir çocuk vardır.
O çocuk bazen hırçın, bazen kırgın, bazen de fazlasıyla güçlü görünür.
Ama aslında tek istediği şey şudur:
Biraz geç kalmış bir oyun, biraz telafi edilmiş bir sevgi, biraz anlaşılmak…
Belki de bu yazıyı okuyan herkes kendine şunu sormalı:
“Ben çocukluğumu yaşayabildim mi?”
Eğer cevabınız hayırsa, bilin ki yalnız değilsiniz.
Ama bir sonraki neslin aynı eksikliği yaşamaması için bir şeyler yapabiliriz.
Çünkü çocukluk bir lüks değil, bir haktır.
Ve hiçbir çocuğun içinde ukde kalmamalı.

YORUMLAR