Adana’nın Sarıçam ilçesinde yaşanan bu korkunç olay, bir haber metninin çok ötesinde, insanın içini parçalayan bir toplumsal kırılmayı gözler önüne seriyor. Bir evin içinde, iki küçük çocuğun hayalleri daha başlamadan son buldu. Ardından bir baba da aynı evde yaşamına son verdi. Geriye kalan ise sadece derin bir sessizlik, tarifsiz bir acı ve cevapsız sorular oldu.
Bu tür olayların ardından hep aynı kelimeleri kullanıyoruz: “cinnet”, “psikolojik sorun”, “bir anlık öfke”… Oysa gerçek çok daha ağır. Bu bir an değil, bu birikmiş bir karanlık. Biriken öfke, bastırılan çaresizlik, yardım istenmeyen ya da istense bile ulaşılamayan bir ruhsal çöküş. Ve ne yazık ki bu çöküşün bedelini en savunmasız olanlar, yani çocuklar ödüyor.
Bir yetişkinin yaşadığı sorunlar, ne kadar büyük olursa olsun, masum çocukların yaşam hakkını yok sayamaz. Hiçbir tartışma, hiçbir terk edilme, hiçbir kırılmış gurur; bir çocuğun canından daha değerli değildir. Ama biz hâlâ bunu yeterince yüksek sesle söyleyemiyoruz. Hâlâ “aile meselesi” diyerek susuyoruz. Hâlâ şiddetin ilk işaretlerini görmezden geliyoruz.
Olaydan sonra ortaya çıkan sosyal medya paylaşımları da bize başka bir gerçeği hatırlatıyor. Dilimiz sertleştikçe, suçlayıcı cümleler normalleştikçe, öfke kutsandıkça; şiddet de sıradanlaşıyor. Bir sözle başlıyor, bir bakışla büyüyor ve bazen geri dönüşü olmayan bir noktaya ulaşıyor. Sonra da “nasıl oldu?” diye soruyoruz. Asıl sormamız gereken soru ise çok daha net: Neden önleyemedik?
Ruh sağlığı hâlâ konuşulması zor bir alan. Yardım istemek zayıflık gibi görülüyor. Oysa asıl zayıflık, içindeki karanlıkla tek başına mücadele etmeye çalışmak. Aile içi krizlerde devreye girecek güçlü sosyal destek mekanizmaları hâlâ yetersiz. Çocukların güvenliği ise çoğu zaman ikinci plana atılıyor.
Bu olayın ardından geriye kalan sadece cenazeler değil. Geride kalan, toplum olarak hepimize düşen ağır bir sorumluluk. Bir çocuğun daha bu şekilde hayattan kopmaması için, bir evin daha mezara dönüşmemesi için artık susmamamız gerekiyor. Şiddeti meşrulaştıran dili reddetmemiz, ruh sağlığını ciddiye almamız, “benim ailemde olmaz” demekten vazgeçmemiz gerekiyor.
Çünkü bu acı sadece bir ailenin değil, hepimizin ortak utancı. Ve çocuklar, yetişkinlerin çözemediği sorunların bedelini ödemek zorunda değil.

YORUMLAR