Bazı haberler vardır, sadece okunmaz… insanın içini yakar. Kalem tutan el titrer, yazılan her kelime ağır gelir. Çünkü anlatılan şey sıradan bir olay değildir; insanlığın yüzünü yere eğdiren bir trajedidir.
Günlerdir kayıp olarak aranan küçücük bir çocuk… Herkes umut ediyordu. Belki bulunur, belki kapıyı çalar ve her şey kabus gibi biter diye bekleniyordu.
Ama o umut yerini tarifsiz bir acıya bıraktı.
Küçük bir çocuk, babasının bahçesinde ölü bulundu.
Bu cümleyi kurmak bile insanın içini paramparça ediyor. Çünkü bir çocuk için dünyadaki en güvenli yer ailesidir. Bir çocuk korktuğunda babasına sığınır. Bir çocuk ağladığında babası onu teselli eder.
Ama burada olması gerekenin tam tersi yaşandı.
Bir baba, kendi evladının hayatını elinden aldı.
İnsan bunu anlamakta zorlanıyor. Çünkü burada sadece bir suç yok. Burada insan aklının kabul etmekte zorlandığı bir karanlık var. Bir baba nasıl olur da evladına kıyar? Bir insan nasıl olur da bir çocuğun hayatını söndürebilir?
Bu soruların cevabı yok.
Toplum olarak neredeyse her gün yeni bir şiddet haberiyle karşılaşıyoruz. Kadınlar öldürülüyor, çocuklar zarar görüyor, aile içindeki karanlık olaylar bir bir gün yüzüne çıkıyor. Oysa hiçbir şey normal değil. Bir çocuğun hayatı, bir annenin gözyaşı, bir ailenin yıkılan dünyası asla sıradan olmamalı.
O küçük çocuk da hayalleri olan biriydi. Belki büyüyüp öğretmen olmak istiyordu, belki doktor, belki de sadece mutlu bir hayat hayal ediyordu. Ama o hayaller şimdi yarım kaldı.
Geriye sadece büyük bir acı kaldı.
Bu olay bize bir gerçeği bir kez daha hatırlatıyor: Çocuklar bu dünyanın en masum emanetidir. Onları korumak, onların güven içinde büyümesini sağlamak toplumun en temel sorumluluğudur.
Çünkü bir çocuğun hayatı, hiçbir karanlığın içinde kaybolmayı hak etmez.
Ve hiçbir çocuk, kendi babasının ellerinde hayattan koparılmamalıdır.

YORUMLAR