Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Muharrem Özdemir

ATATÜRK’ÜN İFTAR SOHBETLERİ (2)

Çankaya Köşkü’ndeki Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün Ramazan ayı boyunca hep sürdürdüğü “İftar Sohbetleri”ne geçen haftaki kaldığımız yerden devam edelim:

“Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ümüz; kutsal geceler ile Ramazan ayı iftar akşamlarında her gün değişik bir Hafız çağırtırdı Çankaya Köşkü’ne. Ve de:

Kur’an-ı Kerim okuyan Hafıza “Şu makama geç, değiştir bu makama geç”…….

Bir başka akşamı ise okuduğu Kur’an-ı Kerim ayetlerinin anlamını sorar! Ve………..

İstiklal Marşı’mızın yazarı rahmetli Mehmet Akif ERSOY Beyin:

“İnmemiştir hele bu Kur’ân; bunu hakkıyla bilin!

Ne mezarlıkta okunmak, Ne de fal bakmak için!” dizelerini hatırlatmadan geçemeyeceğim.

Başka bir akşam ise Kur’an okumak için gelen Hafız: “Paşam, Kur’an’ın neresinden okuyayım” diye sorunca Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ümüz:

“Her harfi ve kelimesi ile satırı kutsal olan bu kitabın bir yerini tercih etme hakkımız yoktur!” diye Hafız’ı bir yerde azarlar…

Yine bir Ramazan ayı akşamı Çankaya Köşkü’nde İftar Yemeğine katılanlara, yemekten sonra yapılan muhabbetlerin birinde Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ümüz:

 “Hz. Muhammed (sav.) Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. O’nun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir, fakat sonuna kadar O, ölümsüzdür.” Sözleriyle de manevi dünyamıza ışık tutmuştur.

 Hz. Muhammed’i (sav.) cezbeye tutulmuş bir derviş şeklinde belirten bir kitap hakkında şunları (Uhud Savaşıyla ilgili) söylemiştir:

“Hz. Muhammet’i (sav.) bana, cezbeye tutulmuş bir derviş gibi tanıttırmak gayretine kapılan bu gibi cahil adamlar, O’nun yüksek şahsiyetini ve başarılarını asla kavrayamamışlardır. Anlamaktan da çok uzak görünüyorlar. Cezbeye tutulmuş bir derviş, Uhud muharebesinde en büyük bir komutanın yapabileceği bir planı nasıl düşünür ve tatbik edebilir?

Tarih hakikatleri tahrif eden bir sanat değil, belirten bir bilim olmalıdır. Bu küçük harpte bile askeri dehası kadar siyasi görüşüyle de yükselen bir insanı, cezbeli bir derviş gibi tasvire yeltenen cahil serseriler, bizim tarih çalışmamıza katılamazlar. Hz. Muhammed (sav.) bu harp sonunda çevresindekilerin direnmelerini yenerek ve kendisinin yaralı olmasına bakmayarak galip düşmanı takibe kalkışmamış olsaydı, bugün yeryüzünde Müslümanlık diye bir varlık görülemezdi.” (1923)

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulduğu günde (03 Mart 1924) yakınında bulunanlardan Yahya Galip Bey’e şu sözleri söylemişti Ulu Önder:

“Yahya Galip Bey, Müslümanlıkta rahiplik yoktur. Medreseler, eski Türklerin kurdukları modern zihniyette üniversitelerin, taassubun elinde ıslah olmayacak kadar tereddiye (ana işlevini yitirmiş-düzeltilmesi mümkün görünmeyen bozuntuya) uğramış harabelerdir. Bunları ne ıslah, ne de idame ettirmek kabildir (olası değildir). Yıkmaktan (kaldırmaktan) kasdımız budur. Müslümanlıkta imam, cemiyetin en üstün adamıdır; zamanının en münevver adamıdır. Dört beş yüzyıl birbirini tutmayan içtihatlarla, esen rüzgâra göre verilmiş, inançlarıyla oynanan Türk Milletinin din duygularını, bir süre skolâstik (körük körüne inanan) cahilin elinde bırakamayız. (Doğubayazıt Ahmedi Hani Anadolu Lisesi Müdürü iken Bayrak Törenlerinde öğrencilerime hitap ederken ara sıra “En Hakiki Müslüman’ın, Elinden ve Dilinden Herkesin Memnun Olduğu İnsandır.” Hadis-i Şerifi üzerine basa basa hatırlatıyordum. Öğrencilerimin davranış boyutlarında değişikliklerinin olduğuna dair Öğretmenlerimden dönütler alıyordum…) İleride bu işi bizzat elime alacağım.” Cümlesiyle biten Atatürk’ümüzün bir iftar sofrası etkinliğini daha sizlerle paylaştığımı düşünüyorum.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

7 + 8 = ?

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER