“Yüzde 0,2’den ne olacak?” diyenler olabilir. Ancak Türkiye’de bir ürünün fiyatı sadece tek bir kalemle belirlenmiyor. Hele konu cep telefonuysa… Kültür ve Turizm Bakanlığı payı ekleniyor, ardından TRT bandrolü geliyor, ÖTV devreye giriyor, en son da KDV ekleniyor. Yani zincirleme bir vergi sistemiyle karşı karşıyayız. Küçük bir halka büyüyerek koca bir yük hâline geliyor.
Bugün 50 bin liralık bir telefonun fiyatı yaklaşık 100 lira artacak deniliyor. 25 bin liralık bir cihazda 50 lira, 100 bin liralık bir telefonda ise 200 liraya yakın bir zam bekleniyor. Kağıt üzerinde “çok büyük” görünmeyebilir. Ama zaten erişilmesi zor hâle gelmiş bir teknolojik ürüne bir yük daha bindiriliyor. Asıl sorun da burada başlıyor.
Artık cep telefonu bir lüks değil. Bankacılıktan sağlığa, eğitimden kamu hizmetlerine kadar her şey telefondan yürüyor. E-Devlet’ten randevu alan, uzaktan eğitimle ders dinleyen, işini mobil uygulamalar üzerinden takip eden milyonlar var. Hal böyleyken, telefon hâlâ “vergilendirilecek keyif ürünü” muamelesi görüyor.
Üstelik bu düzenleme yalnızca cep telefonlarını kapsıyor. Televizyon, radyo, kamera gibi ürünlerde Kültür ve Turizm Bakanlığı payı değişmiyor. Yani dijital hayatın merkezinde yer alan tek ürün yine cep telefonu ve yine hedefte.
Vatandaş açısından tablo net: Maaşlar yerinde sayarken, teknolojiye erişim her geçen gün biraz daha pahalı hâle geliyor. Yeni yılda telefon almayı planlayanlar şimdiden hesap kitap yapmaya başladı bile. Kimileri alımını erkene çekmeye çalışıyor, kimileri ise “bir süre daha idare edelim” demek zorunda kalıyor.
