“Hayır” Demenin Bedeli Ölüm Olmamalı
“Hayır” Demenin Bedeli Ölüm Olmamalı
İçeriği Görüntüle

Zamansız bir neşeyle beyaz perdeden süzülüp hayatımıza giren o küçük sarı dostlarımızı hatırlar mısınız? İlk Minyonlar filmi 2015 yılında vizyona girdiğinde 27 yaşımdaydım ama çocuk ruhum her daim benimleydi. Salonun ışıkları karardığında içimde yükselen o heyecanı tarif etmem imkânsız. Aradan seneler geçti ve Minyonlar filmi nihayet 5. serisiyle bu yılın temmuz ayında yeniden vizyona girdi. Tabii ki benim içimdeki o kıpırtı ilk günkü gibiydi; meğer içimdeki çocuk hiç büyümemiş, olduğu yerde saf sevgisiyle baki kalmış.

Bu kez sinema koltuğuna yalnız değil, yanında dünyaları taşıyan yeni bir yol arkadaşıyla oturan bir anneyim. Minyonları bu defa oğlumla yan yana izledim. Senelerin bu kadar hızlı akıp gitmesine mi şaşayım, yoksa kendime en güzel sinema arkadaşını doğurmuş olmama mı sevineyim, gerçekten bilemiyorum. Birçoğunuzun çocukluğuna ya da gençliğine denk gelmiştir bu serüven; oysa şimdi her birimiz birer yetişkin, birer anne ya da baba olarak salondayız. Kim bilir, belki de torunlarının elinden tutup getiren neşeli dedeler, anneanneler vardır aramızda... Tek bildiğim bir şey var ki o da aradan geçen yıllara rağmen Minyonların yüzümüzde bıraktığı o tebessümün ilk günkü sıcaklığıyla devam ettiği.

Benim için sinema tarihinin en nevzuhur, en nev-i şahsına münhasır yapımlarından biridir Minyonlar. O minicik gövdeleri, ikonik mavi tulumları, kocaman gözlüklerinin arkasından bakan meraklı gözleriyle her anları ayrı bir macera, ayrı bir komedi. Bu kez ekranı "Minyonlar ve Canavarlar" hikayesiyle şenlendirdiler. Üstelik filmi 3D formatında izlemiş olmak seyir zevkini bambaşka bir boyuta taşıdı. Ses efektlerinin derinliği ve üç boyutun sunduğu o görsel şölen kesinlikle deneyimlemeye değerdi. Zaman zaman kendimizi o koşturmacanın tam ortasında, Minyonların hemen yanı başında hissettik diyebilirim.

Filmde Minyonların kendilerine biat edecekleri bir "patron" arama sevdası tüm hızıyla devam ediyor. İtaat edecekleri efendiyi bulmak adına bu kez dünyanın dört bir yanını karış karış geziyorlar. Malum; kendileri sadakatleri kadar sakarlıklarıyla da meşhur! Hangi efendiye sırtlarını dayasalar, absürt bir sakarlıkla adamcağızın sonunu hazırlayıveriyorlar. Bu arayış tam bir kahkaha fırtınasına dönüşürken, bizim meraklı kafadarlar bu defa gözlerini doğrudan sinema sektörüne dikiyorlar.

Hayal dünyaları beyaz perdeye sıçrayan Minyonların yanında bu kez Gru yoktu. Gru olmayınca da meydanı boş bulup "kendi başımıza kötü olalım" sevdasına düşüyorlar. Hoş, kötü olabildiler mi? Tabii ki hayır, yine ellerine yüzlerine bulaştırdılar! Sonunda çareyi kendi kötü patronlarını kendileri yaratmakta buldular. Eski, tozlu bir büyü kitabını karıştırıp sevimli mi sevimli küçük bir canavar peydahladılar. Ancak tıpki hayatın içinde kapağına aldanıp güvendiğimiz, yüzümüze gülüp arkamızdan gerçek yüzünü gösteren insanlar gibi... Bizim Minyonlar da yarattıkları o tatlı canavarın hiç de göründüğü gibi masum olmadığını acı bir tecrübeyle anladılar. Hatta öyle ki az kalsın koca şehri bu canavarın gazabına kurban veriyorlardı! Neyse ki o pratik zekaları ve çevik yapılarıyla durumun üstesinden gelmeyi yine başardılar.

Hazır okulların açılmasına da zaman varken; macerayı, kahkahayı ve sinema büyüsünü bir arada yaşamak isterseniz, özellikle çocuğunuzla geçireceğiniz bu vakit paha biçilemez olacaktır. Şimdiden keyifli seyirler!