Bazen bir insanı tanımak için uzun uzun konuşmaya gerek yoktur. Bir saniyelik refleksi, bir bakışı, hiç düşünmeden attığı bir adım onun nasıl bir insan olduğunu anlatmaya yeter.
Samsun’da yaşanan olay da tam olarak böyleydi.
Cumhuriyet Meydanı İstasyonu’nda henüz 5 yaşındaki küçücük bir kız çocuğu, bir anda koşarak tramvay hattına yöneldi. Yaklaşan tramvay, birkaç saniye sonra belki de geri dönüşü mümkün olmayan bir acının sebebi olacaktı.
Ama olmadı.
Çünkü orada Muhammet Lafçi vardı.
SAMULAŞ’ta güvenlik görevlisi olarak çalışan Lafçi, ne uzun uzun düşündü ne de “Bana bir şey olur mu?” hesabı yaptı. Çocuğu gördüğü anda koştu, yakaladı ve raylardan uzaklaştırdı.
Bazen kahramanlık gerçekten de birkaç saniye sürüyor.
Üstelik o birkaç saniyenin içinde insanın bütün karakteri ortaya çıkıyor.
Muhammet Lafçi olaydan sonra öyle bir cümle kurdu ki yaptığı hareket kadar o sözleri de insanın içine dokundu:
“O çocuğu kendi çocuğumun yerine koydum.”
Belki de bütün mesele tam olarak burada.
Bir başkasının çocuğunu kendi çocuğun gibi görebilmek…
Bir başkasının canını kendi canın kadar değerli sayabilmek…
Hiç tanımadığın bir insanın başına gelecek kötülüğü engellemek için kendi hayatını bile düşünmeden öne atılabilmek…
Bugünlerde birbirimizi anlamaktan, birbirimizi dinlemekten, hatta bazen birbirimizi görmekten bile uzaklaştığımızı düşünüyoruz.
Sokakta düşen insana dönüp bakmayanlardan, kazayı yardım etmek yerine cep telefonuyla kaydedenlerden, başkasının derdini kendisine uzak görenlerden şikâyet ediyoruz.
Sonra bir Muhammet Lafçi çıkıyor karşımıza.
Ve bize diyor ki:
İyi insanlar hâlâ var.
Hem de düşündüğümüzden çok daha fazla.
Belki isimlerini bilmiyoruz.
Belki haberlerde görmüyoruz.
Belki her sabah yanlarından geçip gidiyoruz.
Bir otobüs şoförü, bir güvenlik görevlisi, bir öğretmen, bir sağlık çalışanı, bir esnaf ya da sokakta yürüyen sıradan bir vatandaş…
Ama gerektiği anda hiç tanımadığı bir insanın elinden tutabilecek insanlar hâlâ aramızda.
Muhammet Lafçi’nin sözlerinde beni en çok etkileyen şeylerden biri de “O anda kendi kızım gözümün önüne geldi” demesiydi.
Bir babanın yüreği işte…
Raylara doğru koşan çocuk bir anda onun için yabancı bir çocuk olmaktan çıkmış.
Kendi evladı olmuş.
Belki o birkaç saniyede kızının yüzünü gördü.
Belki “Ya benim çocuğum olsaydı?” diye düşündü.
Ve koştu.
İnsanlık bazen bundan ibarettir.
Karşındaki insanın acısını yaşayabilmekten…
“Benim başıma gelseydi ne olurdu?” diyebilmekten…
Bir annenin korkusunu, bir babanın çaresizliğini kendi içinde hissedebilmekten…
Bugün o küçük kızın ailesi evlatlarına sarılabiliyorsa bunda saniyeler içinde verilen doğru bir kararın payı var.
Belki çocuk büyüdüğünde o günü hiç hatırlamayacak.
Belki yıllar sonra kendisine anlatıldığında bile olayın büyüklüğünü tam olarak anlayamayacak.
Ama ailesi unutmayacak.
Muhammet Lafçi de unutmayacak.
Çünkü bazı anlar insanın hayatında birkaç saniye sürer ama ömür boyu kalır.
Bu olay bize başka bir şeyi de hatırlatmalı.
İşini iyi yapmak yalnızca görev tanımında yazanları yerine getirmek değildir.
Bazen bulunduğun yere gerçekten sahip çıkmaktır.
Bazen gözünü dört açmaktır.
Bazen insanların fark etmediği tehlikeyi fark etmektir.
Ve bazen hiç düşünmeden bir çocuğun hayatına uzanan el olmaktır.
Elbette güvenlik görevlileri çoğu zaman fark edilmez.
İstasyonda ayakta duran bir görevliyi görür, yanından geçeriz.
Belki ne yaptığını bile düşünmeyiz.
Ama kimi zaman o insanların dikkati, saniyeler içerisinde bir hayatla ölüm arasındaki çizgiyi belirleyebilir.
Muhammet Lafçi’nin yaptığı tam da buydu.
Bir çocuğun kaderinin değişmesine izin vermedi.
Belki de bu yüzden bu hikâyeyi yalnızca “tramvay hattında çocuk kurtarıldı” diye okumamak gerekiyor.
Bu, insanlığın hikâyesi.
Vicdanın hikâyesi.
Bir babanın hiç tanımadığı bir çocuğu kendi evladı gibi görmesinin hikâyesi.
Bazen dünyanın kötü bir yer olduğuna inanmak çok kolay.
Çünkü kötülüğün sesi yüksek çıkar.
İyilik ise çoğu zaman sessizdir.
Kamera olmasa belki bu olaydan kimsenin haberi bile olmayacaktı.
Muhammet Lafçi yine görevine devam edecek, o küçük kız ailesiyle evine gidecek ve hayat kaldığı yerden sürecekti.
Ama iyi ki kamera vardı.
Çünkü bazen böyle görüntülere ihtiyacımız var.
İnsanlığın tamamen kaybolmadığını hatırlamak için…
Bir insanın başka bir insan için hâlâ kendisini tehlikeye atabildiğini görmek için…
Çocuklarımıza anlatabileceğimiz güzel insanların da var olduğunu bilmek için…
Belki bugün bu yazıyı okuduktan birkaç saat sonra Muhammet Lafçi’nin adını unutacağız.
Ama yaptığı şeyi unutmayalım.
Çünkü toplumları ayakta tutan yalnızca büyük kahramanlıklar değildir.
Günlük hayatın içindeki küçük görünen büyük iyiliklerdir.
Bir çocuğun elinden tutmak…
Bir yaşlıya yardım etmek…
Düşeni kaldırmak…
Tehlikedekine koşmak…
Hiç tanımadığın birini kendi ailenden biriymiş gibi görebilmek…
İnsanlık dediğimiz şey biraz da budur.
Ve Samsun’dan gelen o birkaç saniyelik görüntü bize çok güzel bir şeyi yeniden hatırlattı:
İyi insanlar bitmedi.
Vicdan bitmedi.
Merhamet bitmedi.
İnsanlık hâlâ aramızda.
Yeter ki birbirimizi kendi çocuğumuz, kendi annemiz, kendi babamız, kendi kardeşimiz gibi görebilelim.
Muhammet Lafçi’nin yaptığı gibi…
